Bilindiği gibi Çinggis Han’dan sonraki dönemler genellikle hep imparatorluğun bölündüğü Dört Ulus çerçevesinde ele alınır. Ancak Gizli Tarih’i elçi raporları çerçevesinde değerlendirince, başlangıçta tek merkezli bir yönetim bulunmamış olduğunu anlarız. Biz merkeziyetçiliğe önem verdiğimiz için, kaynakları okurken bu bilgileri görmeyiz bile.

Bu yıl Çinggis Han, yeni oluşturulacak bir müze dolayısıyla, Türkiye-Moğolistan akademik  ilişkilerinde  karşılıklı görüş alış-verişlerine vesile olacak. Bu çerçevede Çinggis Han hakkında yeni görüşlerin ortaya çıkması da kaçınılmaz. 

Bu durum bizi “Çinggis Han’ı nasıl biliriz?” sorusuna yöneltmektedir. Genellikle bu soruya verilen yanıtlar çoğunlukla edilgendir. Onu, dönemini ve seferlerini anlatan tarihçiler, çoğunlukla bu olayları yenilenler ve  kaybedenler açısından bize nakleden kişilerdir. Öte yandan  birkaç istisna dışında  çoğunlukla sonradan yazılan eserler, Çinggis Han’a ve kurduğu hanedana kendi zamanlarının merceği içinden bakan eserlerdir (P. Jackson).  Çinggis Han ve kurduğu imparatorluk yeni zaman imparatorlukları ile ilgilenen  günümüz tarihçilerinin ve hatta sosyal bilimcilerin de ilgisini çektiği için bu konuda birçok çalışma yapılmakta ve görüşler değişmektedir. Ancak bu değişim, tarihî kaynaklardaki ifadeleri geçersiz kılmaz; sadece yeni algılamalar ortaya çıkarır. Bazen de aşağıda görüleceği gibi, önceden önem verilmemiş bazı kaynakların ön safa çekilmesine sebebiyet verir; böylece bilgilerin ağırlık noktası değişir.

Eserlerini hükümdarların  kanatları  altında yazmış tarihçiler yanında, bir de gezginlerin ve elçilerin raporları vardır. Çoğu Çinli olan gezgin ve elçilerin raporlarında ise da olaylar onların kendi gözlemleri çerçevesinde ele alınmıştır. Bu yüzden de bu tür seyahatnameler “tarih” diye bildiğimiz eserler kadar güvenli sayılmazlar ve çok kullanılmazlar. Bu çerçevede Çinggis Han’ın kuzey Çinli veziri (1218); kendisine ölümsüzlük iksiri hakkında bilgi vereceğini umduğu Daoist rahip (1221-24); Çinggis Han’ın Kuzey Çin’deki ulus beyini ziyaret eden Song elçisi (1221) ve Ögedey Han zamanında gelen ikinci bir Song elçisi (1237) bize o dönemin ilk izlenimlerini verirler. Bunlardan ikisinin yakın zamanlarda Türkçeye çevrilmiş olması bizim başvuru  kaynaklarımızı zenginleştirmiştir. Cengiz Han’ın Ölümsüzlük Arayışı adıyla Gülşah Hasgüçmen tarafından İngilizce çevirisinden dilimize aktarılmıştır. Eser titizlikle yürütülmüş bir çalışmanın ürünüdür (2019). Song elçilerinin raporları ise Doğu’da ve Batı’da bu konuda yapılmış  çalışmaları notları ile karşılaştırarak, Mustafa Uyar ve Ankhbayar Danuu tarafından Türkçeye kazandırılmıştır (2012). Ancak isimlerin Çinceden Rusçaya oradan da Türkçeye aktarılması transkripsiyon problemleri yaratmıştır. Öte yandan eser, Türkiye’de yetişmiş bir Moğol tarihçisi olan Ankhbayar’ın Moğolistan’da yapılmış çalışmaları da içeren açıklamaları açısından önem arzeder.  

Bilindiği gibi Çinggis Han’dan sonraki dönemler genellikle hep imparatorluğun bölündüğü Dört Ulus çerçevesinde ele alınır. Ama hiçbiri, merkezî bir ordu etrafında bir emir-kumanda zinciri kuran bu hükümdarın hangi sebeple imparatorluğunu evlatlarına tek merkezli olarak bırakmadığını açıklamaz. Biz tarihteki göçebe topluluklara bakarak, mirasın paylaşılması için babanın ölümünün beklenmediği bir ortamda bu bölünmenin gerçekleşmiş olduğunu varsayarız. Bu olayla ilgili tarihî belge, Çinggis Han’ın hanımı Börte’nin Gizli Tarih’teki uyarısıdır; bu uyarı üzerine uzun tartışmalar sonucunda  miras hukukuna aykırı olarak memâlikin “tek elde” (ikinci oğul Ögedey) toplanmasında anlaşmaya varılır.

Peki eğer durum böyle ise imparatorluk nasıl olup da dört oğul arasında paylaştırılmıştır? Ayrıca daha sonraki Dört Ulus, dört oğulun evlatlarını içermez; evlatlar arasında en küçük oğul Toluy soyu öne çıkar; bu arada Ögedey evladına ise sahneden el çektirilir. Bu mücadelelerden anladığımız, Dört Ulus’un  zamanla oluşmuş olduğudur. İşte tam bu bağlamda Ögedey Han zamanında (1229-1241) ikinci Song elçisinin raporunda “memleketi idare edenler 8 kişidir” diye bir ifade vardır (Uyar ve Danuu 2013: 46). Gizli Tarih’i (§ 255) bu gözle inceleyince, bu 8 kişinin Çinggis Han’ın kardeşleri veya evladı (4 kişi) ve Ögedey de dahil 4 oğlu olduğu anlaşılmaktadır. Kısacası Gizli Tarih’i elçi raporları çerçevesinde değerlendirince, başlangıçta tek merkezli bir yönetim bulunmamış olduğunu anlarız. 

Dörtlü yönetim diyebileceğimiz bu idare şekli, sadece Moğolların tarihine ait değildir. Bizans kaynakları da Batıtürklerinde 8 hükümdar olduğundan bahsederler. Biz merkeziyetçiliğe önem verdiğimiz için, kaynakları okurken bu bilgileri görmeyiz bile. Tekrar Senegal atasözüne dönecek olursak: “Beyaz adam bildiğini görür”.