KIRIM ELDEN ÇIKAR, SULTAN GÖZYAŞI DÖKER

Sultan 3. Mustafa zamanında açılan 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nın son yılında, tahta 1. Abdülhamid geçti. Ancak savaş ağır bir yenilgiyle neticelendi ve Kırım, Osmanlı Devleti’nden ayrıldıktan 1783’te Ruslar tarafından ilhak edildi. 1. Abdülhamid bu hadiseyi kabullenememişti ama, dönemin büyük diplomatlarından Ahmed Resmi Efendi yazdığı kitapta “padişahları süslü laflarla savaşa götüren cahiller”e işaret ediyordu. 

Muzaffer Katerina İtalyan ressam Stefano Torelli’nin 1772 tarihli “Katerina’nın Türklere Karşı Zaferinin Alegorisi” isimli tablosu. Katerina tablonun ortasında, Tanrıça Minerva’nın biçimine bürünmüş bir halde oturmaktadır; çevresindeki kişiler iktidarının önemli isimleridir: St. George, P.A. Rumyantsev, A.G. Orlov, P. I. Panin, V. M. Dolgoruki, N. V. Repnin ve F. G. Orlov. 

 Osmanlı Devleti’ni en çok sıkıntıya sokan devletin Rusya olduğunu tartışmaya ihtiyaç yoktur herhalde. Rusya kadar Osmanlıları tahrip eden, hayat damarlarını kurutan, ilerlemesini durduran ve resmen korkutan bir başka ülke yoktur. Karlofça faciasından sonraki dönemde aklı başında Osmanlı devlet adamları sorunları çözmek için Rusya ile harp etmektense diplomasi yolu ile ihtilafların halledilmesini ilke edinmişlerdir. Buna rağmen bazı durumlarda diplomasi taraftarlarının etkinliği ortadan kalkmış, savaş çığırtkanları sayesinde savaş kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu savaşların çoğunda büyük can, mal ve toprak kayıpları vererek mağlup olmuşuzdur. 

Ahmed Resmi Efendi 18. yüzyılın büyük diplomatlarındandır. Hulasatü’l İtibar adlı eserinde 1768-1774 Savaşı’nın gereksizliğini, devletin ve milletin boşu boşuna büyük sıkıntılara, acılara maruz bırakıldığını büyük bir yetkinlikle anlatır. Ona göre: 

“Dünya düzeninin esası savunma üzerine kurulmuştur. Dünya mülkünün ma‘mûr ve korunaklı olması, düşmanlarla barış içinde yaşayabilme becerisinde yatar. Akıl ve tecrübe sahipleri kavganın iyisi olmadığını anladıklarından, barışı savaşa tercih ederek hizmetinde oldukları devlete ve millete rahat ve güvenlik bağışlaya gelmişlerdir. 

Akıl ve tecrübesi eksik olanlar ise bu yararlı ilkeyi yaşatmaya riayet etmeyip ‘diğer dinlerde olanları topyekûn dünyadan kaldırmak veya her zaman düşmanın burnunu yere sürtüp haddini bildirmek Müslümanlar üzerine vaciptir’ diye inanmışlardır. Bunlar ‘Hareket olmayınca bereket olmaz, bu memleketler kılıçla alınmıştır. İslâm padişahının talihi yüksek, adamları pişkin, kılıcı keskindir. Dünyada dindar bir vezir beş vakti cemaatle kılar, on iki bin güzide asker tedarik ettikten sonra Kızıl Elma’ya gitmek zor değildir’ gibi süslü laflarla cehaletlerini itiraf ederler. Sandalye üzerinde ‘Hamzaname’ okuyan meddahlar gibi laf edip Kızıl Elma semtini Boğdan’dan gelen alyanak elma gibi yenir şey zannederler. Bu gibi saf adamların teşviki ile açılan 1768-1774 Savaşı’nın yol açtığı felaketlerin tekrarlanmayıp ders alınması için de Hulasatü’l-İtibar kitabı yazılmıştır”. 

Sultan 3. Mustafa zamanında açılan 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nın son yılında, tahta 1. Abdülhamid geçti. Henüz tahtına oturmuştu ki, Osmanlı tarihinin en ağır şartlar içeren antlaşmaları arasında en başta gelenlerinden Küçük Kaynarca Antlaşması’nı kabul etmek zorunda kaldı. Osmanlı Devleti hem çok yüklü bir savaş tazminatı ödeyecekti hem de Osmanlı tebaası Ortodokslar üzerinde Rusya’nın hamiliğini kabul edecekti. En zor kabul edilen maddesi ise Kırım’ın Osmanlılardan bağımsız bir devlet haline gelmesiydi. Böylelikle Rusların Kırım’a el koymaları için şartlar uygun hale gelmişti ve 1783’te Kırım Ruslar tarafından ilhak ediliverdi. 1. Abdülhamid bu durumu asla kabullenemedi ve bütün planlarını Kırım’ı yeniden ele geçirmek üzere kurdu. Ancak 1787’de Kırım’ı hedefleyerek Rusya ve Avusturya üzerine ilan ettiği savaşı bitiremeden, 1789’da vefat etti. Önceki Rus savaşından daha fazla can ve mal kaybına sebep olan bu savaş, yerine geçen 3. Selim zamanında da 1792’ye kadar sürdü. 

1. Abdülhamid Yuşa’da

‘Kendimi zabt edemedim’

Sultan I. Abdülhamid’in elyazısıyla sadrazamına hatt-ı hümayunu. 

Konumuz olan belge, Sultan 1. Abdülhamid’in elyazısı iledir. Sadrazamına yazdığı bu hatt-ı hümayunda Yuşa Tepesi’ne çıkıp Karadeniz’e baktığında karşı yakada elimizden çıkan Kırım’ı hatırlayıp ağlamaktan geri kalmadığını duygusal ifadelerle anlatmaktadır. 1783 sonrası bir tarihe ait olması gereken bu belgede “Tokat” diye bahsedilen yer, Beykoz’daki meşhur “Tokat Bahçeleri”dir. Oradan Yuşa tepesine çıkmış ve Kavak hisarlarında top talimleri yaptırmış. Kale mustahfızlarına ve topçularına ihsanlarda bulunmuş. Karadeniz tarafına baktıkça, elimizden çıkan ve Rusların bir eyaleti haline gelen Kırım’ın düşman eline geçtiği hatırına geldikçe takati kesilmiş. Duygusallığı da ağır basınca kendini zaptedemeyerek ağlamış. Bunun üzerine Kırım’ın düşman Ruslar elinden kurtularak tekrar Osmanlıların eline geçmesi için Allah’a dualar etmiş: 

“Benim Vezirim, 

Bugün biniş Tokat’a malum. Yuşa mahalline vardım. Kalelerde sektirme toplar attırdım. Mustahfızlarına ve topçularına inam olundu. Alimallahu ve kefa bihi. Bahr-i Siyah tarafına nazar ettikçe kalbime bir rikkat ârız olup bî-tâkat bükâ eyledim. Kırım’ın dest-i küffarda kaldığı hatırıma geldikde kendimi zabt edemedim. Cenâb-ı Müntakîmü’l-Gayyûr ol kâfir müşrikinin yed-i menhûsesinden halâs, kel-evvel Devlet-i Aliyye’nin kabza-i teshîrine girift olmasını yâ Rab sen nasîb eyle deyu tazarru niyâzım olmuşdur. Heman Cenâb-ı Kâdir-i Mutlak Hazretleri kuvvet ve kudret ihsan eyleye. Âmîn yâ İlâhe’l-Âlemîn. Erselehû Rahmeten li’l-Âlemîn”.