Salgından en çok etkilenenlerin başında Türk dili geliyor. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu, konuyla ilgili bir lügatçe hazırladı. Biz de buradan hareketle, dilimize giren yeni kelimelere karşılık olarak önerilen Türkçe kelimeleri analiz ettik.

Dünyayı etkisi altına alan, hayatı durduran, insanları evlerine kapayan Covid-19 salgını, hepimizi yaşanan bu tarihî dönemin tanığı haline getirdi. Ne zaman biteceği kesin olarak bilinmeyen, bitse bile geride bıraktığı ekonomik, siyasi, sosyal, psikolojik tahribat sebebiyle “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi distopik yaklaşımların sıkça duyulduğu günler yaşıyoruz.

Bu türden olağanüstü hallerde ve zamanlarda daha önce yaygın kullanımı olmayan kelimelerin yaygınlaşıp “viral” olması artık olağan hale geldi diyebiliriz. 21 yıl önce yaşanan büyük deprem sonrasında da aynı duruma şahit olmuştuk. O zaman da deprem uzmanları gece günüz TV’leri işgal eder, pek bilmediğimiz kelimeleri kullanırlardı. O kelimeleri kısa zamanda öğrendik ve kullanmaya başlamıştık: Fay zonu, yanal atılım, deprem büyüklüğü/şiddeti, depremin öncüsü/artçısı, tsunami vb.

Karantina günlerinde de aynı durum sözkonusu. Tıp profesörleri, uzmanlar veya kıymeti kendinden menkul kişiler televizyonlarda arz-ı endam ediyor her gece. Sosyal medyada en fazla takip edilen de onlar. Tehlikeli düşmana karşı alınacak tedbirler, uygulanan tedavilerden bahsederken kullandıkları bazı kelimeler pek çoğumuzun yeni duyduğu veya bilip de kullanmadığı türden, neredeyse tamamı ecnebi lisana ait sözcükler. Artık bu kelimeleri hepimiz kullanmaya başladık. En sonunda bu işe Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu el attı ve 19 Nisan 2020’de bir açıklama yaparak “yeni tip Coronavirüs (Covid-19) nedeniyle kullanımı artan bazı kelimelerin Türkçe karşılıkları”nı içeren bir lügatçe hazırladı.

Filyasyon nedir, kimlerden oluşur?! Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronavirüs vaka sayısının düşüşe geçmesini filyasyon yöntemi ile sağladıklarını belirterek “Bu kelimeyi unutmayacaksınız” demişti.

Açıklamaya göre; “pandemi yerine salgın”, “bulaş yerine bulaşı”, “peak yerine zirve”, “entübe yerine solunum”, “droplet yerine damlacık”, “immün yerine bağışıklık”, “pnömoni yerine zatürre”, “filyasyon yerine türevi, türevsel” kelimelerinin kullanımı önerildi.

Bu kelimelerden bazılarının da içinde olduğu bir Coronavirüs lügatçesi de biz hazırladık:

Karantina: Bulaşıcı hastalığa karşı mücadele için uygulanan izolasyon yöntemi. Hastalık taşıyan kişiler veya bütün bir köy, kasaba, şehir gibi yerleşim yerlerinin belirli bir süre için dışarı ile bağlantılarının kesilmesi demektir. Salgına karşı eskiden beri uygulanan etkili bir önlem olan karantina, teşkilat olarak bizde ilk defa 1838’de 2. Mahmut zamanında kuruldu.

Ventilatör: Suni solunum cihazı. Nefes almak sıkıntısı çeken hastaya mekanik olarak solunum desteği sağlayan makine. Bazıları tarafından “vantilatör” diye telaffuz edilmesi, akla esinti yapan pervaneyi çağrıştırdığından bu hayat kurtaran alete “ventilatör” diyerek ikisi arasında ayrım yapmakta fayda var.

Epidemi: Belli bir zaman içinde ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalığın aynı bölgedeki insanlar arasında hızla yayılması; örneğin kış aylarında görülen grip salgınları…

Endemi: Bir enfeksiyon hastalığının belli bir bölgede sürekli görülüyor olması; örneğin sıtma bazı tropikal ülkelerde endemik… 

Pandemi: Bulaşıcı bir hastalık salgınının dünya genelinde birçok bölgeyi/ülkeyi birden etkileyerek küresel yaygınlığa ulaşması; örneğin 1918 İnfluenza pandemisi…

(Bu tanımların hepsi bulaşıcı, yani enfeksiyon hastalıkları için kullanılıyor. Bir hastalık ne kadar yaygın olursa olsun, eğer “insandan insana” geçmiyorsa, bu tanımların dışında kalıyor; örneğin kanser ya da kalp hastalıkları bütün dünyada yaygın olmakla birlikte hiçbir zaman epidemik ya da pandemik değil.)

Bulaş: Coronavirüs günlerinde sıklıkla duyulan bir kelime daha. Diğerleri gibi yabancı kökenli bir kelime olmamasına rağmen TDK sözlüğünde yok. Hastalığın birinden başkasına bulaşmasını ifade etmekte kullanılıyor. Bu kelime, “enfekte olmak” teriminin yerine öneriliyor. Şöyle izah edebiliriz: Bir mikrop bulaştığında yani vücuda girdiğinde enfekte olunur ama bu “hasta olmak” anlamına gelmez; enfekte kişi, ilgili mikrobun laboratuvar testlerinde (+) çıkar. İşte buna şimdilerde “bulaş” deniyor. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu’nun ele aldığı kelimelerden biri oldu ve yerine “bulaşı” kelimesi önerildi.

Sosyal Mesafe: En çok duyulan, dillere dolanan, en yaygın kullanılan terim. Hastalığın bulaşıcı etkisini önlemek adına alınan tedbirler içinde kişisel hijyenden sonra en fazla üzerinde durulan husus. Gündelik hayatta, sokakta, her yerde başkalarıyla aramızda bulunması gereken mesafeyi korumak anlamında. Fizikî bir uzaklığın “sosyal mesafe” diye ifade edilmesi eleştirilere maruz kaldıysa da Corona günlerinde yaygın kullanımının önüne geçilemedi.

‘Pik yapan’ kelimeler

Latif Demirci, salgın günlerinde dilimize yerleşen kelimelerin gündelik hayata yansımasını çizmiş.

Viral: Virüs sebebiyle oluşarak yayılan enfeksiyonlar için kullanılıyor. Bu kelimenin tıbbi karşılığı Coronavirüs salgını ile karşımıza çıksa da aslında sosyal medyadan, gazetelerin magazin haberlerinden dolayı daha öncesinden tanıdık bir kelime. Sosyal medya platformlarında bir şarkının, bir videonun kısa bir zamanda kontrol dışı yayılmasını ifade için kullanılıyor. “Bu şarkı acayip viral gidiyor” veya “sosyal medyada viral olan video” ifadeleriyle tanıdığımız bu kelime şimdi tıbbi bir terim olarak virüsün yayılmasını tanımlıyor. Burada belki şunu da ilave etmek lazım gelebilir: Virüsler bakterilerden farklı olarak hücre içine nüfuz eden varlıklar; bu anlamda bilgisayarlarımıza girerek programları bozan virüsler de bu özelliğe karşılık geliyor.

Semptomatik/Asemptomatik: Virüse maruz kaldıktan sonra, kuluçka dönemini takiben hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması “semptomatik” bir durumdur; yani bariz bir hastalık sözkonusudur. Virüsle temas ettikten sonra hastalık taşıyıcısı olmakla birlikte hastalıkla ilgili belirti göstermeyenler ise asemptomatik olgu olarak telakki edilir. Burada bir nüansı vurgulamak gerekir: Hastalığın kuluçka dönemi de asemptomatiktir.

Mortalite: Ölüme dair son derece soğuk bir kelime. Ölüm oranını ifade için kullanılan bir tabir.

Algoritma: Bir işi yapmak, bir sorunla başetmek için belirlenen ve izlenmesi gereken yönteme denir. Covid-19 gibi bilinmeyeni fazla olan bir virüs için izlenecek yol daha çok bu virüsle daha önceden tanışmış ülkelerin deneyimlerini uygulamaktır. Türkiye’de de böyle başladı. Çin’in deneyimlerinden yola çıkıldı. Yeni yeni tanınan bu virüse karşı alınan tedbirler, tatbik edilen ilaç tedavisi ülkelerin kendi tecrübe ve izlenimlerine göre farklılık gösterebiliyor. Nitekim Türkiyede bilhassa hastalananlara uygulanan ilaç tedavisinde kendi algoritmasını geliştirdi.

Filyasyon: Hayatımıza giren en yeni kelimelerden birisi. Hastalığın kaynağını bulmaya yönelik araştırmaya verilen isim. Bilhassa bulaşıcı hastalıklarda hastalığın çıkış noktasına, bulaşma/bulaştırma geçmişine yönelik yapılan araştırma enfekte olanların tespit edilerek izolasyonlarının sağlanması amacıyla yapılan işlem. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu tarafından “filyasyon” terimi için önerilen “türevi/türevsel” kelimesi pek yerinde bir karşılık olmamış gibi.

Entübasyon: Covid-19’a yakalanan kişilerde hastalığın en ağır seyrettiği haller akciğerlerin virüs yüzünden yeterince işlemez hale gelmesi. Bu halde bulunan hastada nefes alamama durumu ortaya çıkar. Hastanın nefes alabilmesi için ventilatör ile mekanik solunum desteğine ihtiyaç duyulur ve bunun için ağız ya da burundan nefes borusuna (trakea) uzatılan tüpün takılması işlemine “entübasyon” denir. Entübasyon mutlak surette yoğunbakım şartlarında uygulanan bir yöntem.