2. Dünya Savaşı’nda İngiliz Fransız’a karşı

Fransa’nın 1940 Haziran’ında Nazi Almanyası tarafından işgal edilmesi üzerine, yönetime işbirlikçi Vichy hükümeti gelmişti. Fransa’nın Afrika başta olmak üzere sömürge ülkelerdeki askerî gücü, Müttefikler için ciddi tehditti. İngilizlerin özellikle Cezayir’in liman kenti Oran’da gerçekleştirdiği saldırıda 1.297 Fransız denizcisi ölecek, Almanların Fransız donanmasını kullanarak İngiliz deniz üstünlüğünü sarsma olanağı kalmayacak, ancak İngiltere- Fransa dostluğu da sulara da gömülücekti.

TANJU AKAD

İngilizler ve Fransızlar 2. Dünya Savaşı’na müttefik olarak girdiler ve savaşı müttefik olarak bitirdiler. Ancak 1940 Temmuz’undan 1942’nin son aylarında Kuzey Afrika’ya yapılan Müttefik çıkarmalarına kadar geçen sürede birçok yerde birbirleriyle kanlı muharebeler yaptılar!

Bu muharebeler denizlerde ve karalarda, Kuzey Afrika’nın birçok cephesinde, Batı Afrika’da Dakar, Doğu Afrika’da Madagaskar, Güney sınırımızda Suriye ve Lübnan’da meydana geldi. Keza bazı Atlantik adalarında da çatışmalar oldu. Bunlar tabii esas olarak Fransa’daki içsavaşın yansımalarıdır. Öyle ki işbirlikçi ve faşist Fransa ile Cumhuriyetçi Hür Fransızlar arasındaki çatışma, Fransız sömürgelerindeki coğrafyalarda da tezahür etmiştir. Fransa metropolünde ise Alman işgali altında bir içsavaş (La Résistance- Direniş hareketi) sürmüştür.

Nazi işgalinin propoganda afişleri: Fransa’nın 1940 Haziran’ında Nazi Almanyası tarafından işgal edilmesi üzerine duvarları propoganda afişleri sarmaya başladı. Bu afişlerin ilk örneği sahipsiz kalmış gruplara Alman askerlerine güvenmelerini söylüyordu. 1943’te ise artık Polonya ve Rusya’dan işçi bulamayan Almanya, Fransızları işgücü olarak çağırmaya başladı: “Kötü günler geride kaldı. Baba, Almanya’da para kazanıyor!”

İngiltere ve Fransa 1939’da savaşa birlikte girerken, ayrı barış yapmayacaklarına söz vermişlerdi. Fransız cepheleri hızla dağılırken, 12 Haziran 1940 tarihinde Winston Churchill, Fransız hükümetine bir son dakika çağrısı yapmak üzere hükümetin çekilmiş olduğu Tours’a uçtu. Ne var ki ülkede son derece umutsuz ve teslimiyetçi bir hava esmekteydi. Başbakan Paul Reynaud Kuzey Afrika’ya çekilerek savaşa devam etme fikrine karşı değildi ama, kabinenin büyük kısmı yenilgiyi ruhen kabul etmişti. Teslimiyetçilerin başında gelen kişi ise Başkomutan Maxime Weygand olup, “çok yakında İngilizlerin de boynu tavuk gibi kopartılacak” diyordu.

Churchill inatçıydı. Fransızlara iki ülkenin birleşmesi için çağrı yaptı. Her Fransız yurttaşı tüm haklarıyla birlikte Britanya tebası, her Britanya tebası da Fransız vatandaşı olacaktı. Teklif Fransa’da büyük bir tepkiyle karşılaştı ve bunun çirkin bir İngiliz oyunu olduğunu söyleyenler “hiç değilse Alman işgalinin ne olacağını biliyoruz, bir Alman vilayeti olmak İngiliz dominyonu olmaktan iyidir” dediler. İşgalin ne anlama geldiğini bilmedikleri kısa sürede ortaya çıkacaktı.

16 Haziran 1940’ta Bakanlar Kurulunun 6 üyesi savaşa devam etmek isterken, 13 üye ateşkes istedi. Bu arada Mussolini de güneyden hücuma geçmişti ama bunun olayların gelişimi üzerinde bir etkisi olmadı. Almanlar zaten zaferi elde etmişti. Reynaud’nun yerine geçen Verdun kahramanı Mareşal Philippe Pétain, ayın 17’sinde ülkesinin silah bırakacağını ve barış istediğini açıkladı. Ne var ki artık ateşkes barış anlamına gelmeyecek, sadece Alman talepleri kabul edilecek, teslim antlaşması ise 1918’de Almanya’nın kayıtsız şartsız teslime zorlandığı aynı vagonda imza edilecekti.

Ayın 18’inde, Londra’da bulunan General Charles de Gaulle genel bir çağrı yayımlayarak Almanya’ya karşı savaşa devam edeceklerini bildirdi. “Zafer”, “Fransız direnişi”, “dünyanın kaderi”, “umut” gibi sözler duyulmaya başladı. Ertesi gün, yeni rejimin sansürü henüz gelmemişken, bazı Fransız gazeteler bu çağrıyı birinci veya ikinci sayfadan yayımladı. Mareşalin teslimiyetçi Fransa’sına karşı, genç tuğgeneralin Hür Fransa’sı ilk çıkışını yapmıştı ama, ilk başta çok yavaş çoğalacaklardı. Kendisine ilk katılanlar; başarısız Norveç operasyonundan dönerken İngiltere’de bekleyenler, Dunkirk’ten ve Atlantik kıyısında sıkışıp kaldıkları için tahliye edilenler ve İngiliz limanlarındaki sivil ve askerî gemilerin personeli arasından çıkacaktı. Burada 7 binden fazla personel ve 50 gemi Hür Fransa’ya katıldı ama ezici çoğunluk işgal altındaki ülkeye dönmek istedi. Fransız askeri artık savaşmak istemiyordu. Hatta Kuzey Fransa’da silahlarını atıp neşe içinde teslim olan Fransızların genel tavrı Alman askerlerini bile sinirlendirmişti.

Mars- el Kebir: Katliam saldırısı

Fransa’nın Almanlara teslim olması, İngiltere’de öncelikle Fransız donanması mesele- sini gündeme getirdi. Teslim koşullarına göre, Fransız sömürgelerini korumak için serbest bırakılacak belli sayıda gemi dışında kalanlar, Alman ve İtalyan kontrolündeki limanlarda toplanarak hizmetten çıkarılacak ve silahsızlandırılacaktı. Ancak bu gemiler Mihver devletleri tarafından kullanılırsa (ki kaçınılmazdı), tek başına kalan İngiltere için sorun oluşturacak, hayati deniz ulaşımını tehdit edecekti.

Bunun üzerine, acil bir plan yapılarak 3 Temmuz 1940’ta harekete geçildi. Sabahın erken saatlerinde Portsmouth ve Plymouth’da bulunan bazı Fransız gemileri baskınla ele geçirildi. İskenderiye’deki gemiler ise uzun görüşmelerden sonra silahsızlanmaya ve orada bırakılmaya razı edildi. Bu sırada Dakar’da bulunan Richelieu zırhlısı torpillenerek uzun süreliğine savaşdışı bırakıldı. Batı yarımküredeki gemiler de ABD ile anlaşılarak seferdışı bırakıldı.

Ne var ki Mers-el Kebir’de (Oran) bulunan büyük Fransız filosu Müttefikler lehine savaşa katılma, azaltılmış mürettebat ile bir İngiliz limanına gitme ya da savaş bitinceye kadar ABD limanlarında enterne edilme seçeneklerini kabul etmedi. Bunun üzerine İngilizler bu filoyu bombalayarak büyük gemileri batırdılar. 1.297 Fransız denizcisi hayatını kaybetti! Sadece Strasbourg muharebe kruvazörü, birkaç başka gemiyle birlikte daha sonra Toulon’a gidebildi. Böylece Almanların Fransız donanmasını kullanarak İngiliz deniz üstünlüğünü sarsma olanağı kalmadı.

Katapault Operasyonu: Cezayir’in Mers-el Kebir limanında bulunan büyük Fransız filosundaki büyük gemilerin İngilizler tarafından bombalanmasıyla 1.297 Fransız denizcisi hayatını kaybetmişti.

Bu saldırı, Dunkirk sonrasında Alman istilasına karşı savunması son derece zayıflamış olan İngiltere’de sevinçle karşılanırken Fransa’da büyük bir öfke yarattı. İki ülke arasındaki ilişkiler bundan sonra daima gergin kaldı. Almanya ile bütünleşmeyi savunan aşırı sağcı grupların eli güçlendi. Birkaç gün sonra 3. Cumhuriyet sona erdirildi ama De Gaulle bunu asla kabul etmedi. 1944’te Paris’e dönünce de bunun hiç bitmediğini söyledi ama iki yıl sonra 4. Cumhuriyet’e geçilecekti. Teslim olacağına yaygın şekilde inanılan İngiltere ise, Mers-el Ke- bir saldırısıyla savaşa devam edeceği mesajını tüm dünyaya iletmiş oldu.

Eski düşmanlar: Tunus’ta ön cepheye çıkan Fransız askerleri, 2 Aralık 1942’de Cezayir’in Oran kentindeki bir tren istasyonunda, bir ay öncesine kadar savaştıkları Amerikalı askerlerle el sıkışırken.

Türkiye sınırlarında kritik çarpışmalar

1940 yazında dünyanın dörtbir yanındaki Fransız sömürgeleri Vichy Hükümeti ile De Gaulle’ün liderliğindeki Hür Fransız Kuvvetleri arasında seçim yaptılar. 22 Temmuz’da Yeni Herbidler, 2 Eylül’de Polinezya, 9 Eylül’de Hindistan’daki küçük Fransız yerleşimleri, 24 Eylül’de Yeni Kaledonya, Hür Fransa’ya katıldı ki (Yeni Kaledonya adasının başkenti Noumea, Pasifik’te önemli bir Müttefik üssü oldu). Ağustos ve Eylül’de Kamerun, Gabon, Çad ve Fransız Kongosu da aynı yolu izledi. Suriye ve Lübnan’da ise Vichy taraftarları hakim oldular.

1941 baharında Halep ve Şam’a Alman uçaklarının inmesi, İngilizler tarafından büyük bir tehdit olarak görüldü. İngiltere bu uçakların öncelikle Irak’ta Reşid Ali Geylani’ye destek için hazırlık olarak intikal ettiklerinin farkındaydı. Burası sadece hayati öneme sahip Musul petrolünü Hayfa’ya taşıyan boru hattı nedeniyle değil, Sovyetler Birliği ile irtibat hattı olarak da önemliydi. Keza, Almanların Türkiye’yi geçmeleri halinde Kızıldeniz ve İran Körfezi önünde kurulabilecek son savunma hattı olacağı için de Vichy güçlerine bırakılamazdı. Ancak işe tersinden bakarsak, Almanların Vichy ile birlikte güney sınırlarımızda başarılı olması halinde, Almanlar Türkiye’den geçmek için büyük bir neden bulacaklar ve muhtemelen bunu deneyeceklerdi.

Alman yanlısı Reşit Ali Geylani, tam da Alman uçaklarının Suriye’ye indiği günlerde İngilizleri Irak’tan atma girişimini başlattı. General Archibald Wavell çölden gönderdiği bir kuvvetle isyanı bastırdı ve Bağdat’ta Müttefik yanlısı bir grubu yönetime getirdi. 1 Haziran 1941 tarihinde Irak’taki isyanın bastırılmasından bir hafta sonra, 8 Haziran günü, İngiliz ve Hür Fransız kuvvetleri Filistin’den Suriye ve Lübnan’a girdiler. Irak’tan gelen bir kol da Deyr-ez Zor üzerinden ilerledi. Vichy güçleri bir miktar çekildikten sonra muharebeye girdiler. 21 Haziran’da Şam, De Gaulle’e sadık generallerin eline geçti. Üç hafta sonra Vichy direnişi sona erdi.

Almanların eline geçmesin diye… 27 Kasım 1942’de Toulon’daki Fransız gemisi La Marseillaise, limana baskın yapmak üzere ilerleyen Almanların eline geçmemesi için kendi mürettebatı tarafından batırıldı.

Buna karşın, İngiliz ve Hür Fransız kuvvetlerinin Dakar’daki Vichy güçlerine karşı giriştikleri yeni operasyonlar başarısız oldu. Vichy güçleri buradaki gemilerin büyük ateş gücünü kullanmaktan çekinmedi. De Gaulle, Dakar’a Orta Afrika’daki Fransız sömürgelerinden yapılacak bir ilerleme teklif ettiyse de İngilizler böyle bir operasyona yeterli kuvvet ayrılmasının mümkün olamayacağı gerekçesiyle bunu reddettiler. Gerçekten de o günün koşullarında kolay bir iş değildi.

Madagaskar ve stratejik mücadele

Vichy yönetiminde kalan Madagaskar’ın stratejik önemi çok büyüktü. Japonlar 1940 yazında Fransa’nın tesliminden sonra Vichy yönetimine geçen Hindiçin’deki sömürgeleri işgal etmiş, ancak askerî ve sivil personeli görev başında bırakmıştı. 1941 Aralık ayında ABD ve İngiltere ile savaş başlayınca, Japon donanması Pasifik’in yanısıra Hint Okyanusu’nda hakimiyet için de çaba gösterdi. Singapur’un düşmesinden sonra İngiliz donanmasının bir kısmı Doğu Afrika’ya çekildi, Seylan bombalandı.

Madagaskar’ın bir Japon üssü haline gelmesi Müttefikler için tam bir felaket olabilirdi; çünkü ünlü Erwin Rommel Süveyş’e yaklaşıyordu ve Ümit Burnu yolu tehdit altına girebilir, İngiltere’nin Hindistan ile bağı kopabilirdi. Ne var ki Japonlar bu hamleyi yapamadılar ve zaten aşırı yayılmışlardı. Öte yandan İngilizler o aylarda fırtına gibi esen Japonların nerede duracağını kestiremiyordu. O sırada Atlantik Savaşı da çok kritik bir aşamada olmasına rağmen, bir dizi gemiyi buradan çekerek Madagaskar’ın istilası için “Ironclad” operasyonunu hazırladılar. Bu, savaşın ilk büyük amfibik operasyonu olacaktı ve çok zordu; zira resifler nedeniyle çıkarma yapılabilecek yerler çok sınırlıydı ve Diego Suarez üssü ve limanı da kıyı topçusuyla korunuyordu. 1942 Mayıs başında ilk çıkarma yapıldı ve kanlı çarpışmalar Kasım’a kadar sürdü. Fransızlar burada 1940’ta Almanlara direndiklerden daha uzun bir süre savaştılar. İngilizler, ölü ve yaralı olarak, çıkarma kuvvetinin yüzde 20’sine varan bir oranda kayıp verdiler.

Kuzey Afrika’da Bir Hakeim’de, Rommel kuvvetlerine karşı çetin savaşlar vermiş olan 1. Hür Fransız Tugayı gibi birlikler olmasına rağmen, sömürgelerde yönetim Vichy’de kalmış, bölünme derinleşmişti. 1942 sonunda Müttefikler buradaki Fransızların direnişini kırmak için bir dizi gizli temas yürüttüler.

Kuzey Afrika’da sert muharebeler

Amerikan Generali Mark Clark bir İngiliz denizaltısından gece vakti gizlice karaya çıkarak buradaki Müttefik yanlısı subayları Normandiya Çıkarması’ndan önce yanlarına çağırdı ama fazla başarılı olamadı. Buradaki sivil yönetim ve büyük çiftlik sahibi Fransızlar mevcut durumdan çok memnundu. Çok az Fran- sız taraf değiştirmeye hevesliydi. Yanlarında getirecekleri General Henry Giraud da durumu değiştirmedi.

Donanmayı Almanlara tes- lim etmemeye çalışan, ancak Vichy yönetiminin temsilciliğini sürdüren Darlan iki tarafla da temaslar sürdürürken yurtsever bir Fransız tarafından öldürüldü. Esasen Pétain ona Amerikalılara karşı her durumda direnmesini emretmişti ve bu emir yerine geçenler tarafından yerine getirildi. Almanlar Tunus’a rahatça yerleştikleri gibi, Kazablanka ve çevresinde Müttefik çıkarması Fransızların açtığı ateşle karşılandı. Oran havalisinde daha sert çatışmalar meydana geldi.

Sonuçta Kuzey Afrika’da bulunan 150.000 Fransız askeri diplomatik çabaların da yardımıyla direnmekten vazgeçti ama ilk günlerde Müttefikler’e küçümsenmeyecek kayıplar verdirdiler. Bu sırada Toulon’daki Fransız ana filosu Kuzey Afrika’ya gelmeyi reddetti ama limana bir baskın yapmak üzere ilerleyen Almanların eline geçmemek için kendisini batırdı. Müttefikler bu değerli gemilerden yoksun kalmakla birlikte, bunlar en azından Almanların eline geçmemiş oldu.

Kuzey Afrika operasyonlarının sona ermesiyle Fransa imparatorluğunun Vichy taraftarı güçleri sömürgelerdeki pozisyonlarından tasfiye edilmiş oldu ama faşist milisler metropolde varlıklarını sürdürdüler. Bilindiği gibi Fransa, Avrupa’da faşist eğilimlerin en güçlü olduğu ülkelerden birisiydi. Alman işgali, bunlara daha da fazla güç kazandırdı. Direnişçilere karşı Gestapo’ya yardımcı olan faşist milisler bir yana, bir kısım birlikler de onların yanında savaştı.

Yaşasın Hitler! Yaşasın Fransa!: 1941’de Rusya’da Almanların yanında savaşan faşist Fransız tugayı 1941 Eylül’ünde Rus cephesine doğru yola çıkıyor. Légion des Volontaires Français contre le Bolchévisme (Bolşevizme karşı Fransız Gönüllüler Lejyonu) adı verilen birliğin bindiği trenin üzerinde “Yaşasın Hitler”, Yaşasın Fransa” yazıları yanyana.

1941’de Rusya’da Almanların yanında savaşan bir faşist Fransız tugayı bulunmaktaydı. Légion des Volontaires Français contre le Bolchévisme – LVF (Bolşevizme karşı Fransız Gönüllüler Lejyonu) adı verilen birliğin ilk grubu 31 Ağustos 1941 tarihinde Rus cephesine hareket etti; bunu diğerleri izledi. Savaşın son saatlerine kadar Almanların yanında savaşan bir diğer Fransız birliği ise SS Division Charlemagne adı verilen tümendi. Bunlar Doğu cephesinde büyük kayıp vermelerine rağmen son derece inatçı bir direniş gösterdiler. 1945 Nisan’ının son günlerinde Hitler sığınağının çevresindeki son savaşçılar bu Fransız faşistleriydi!

Fedakar siyahlar ve ‘beyazlatma’ işi

Avrupa’da ve özellikle Fransa’da direniş, ancak 1942-1943 kışında, Alamein ve Stalingrad sonrasında Almanların savaşı yitireceği belli olunca yükselmeye başladı. Öte yandan -yukarıda belirttiğimiz gibi- daha başından beri Müttefikler’in yanında savaşa katılan Fransız kuvvetleri de vardı. Bunlar arasında Bir Hakeim’de Rommel’in Afrika Korps’una karşı önemi bir direniş gösteren 1. Hür Fransız Tugayı öne çıkar. Bunlar 1942 Haziran başında Gazala Hattı’nı aşan Alman birliklerinin ilerlemesini yavaşlatarak, kuşatılan İngiliz birliklerinin hiç olmazsa bir kısmının çekilerek kurtulmasını sağladılar. Sovyetler Birliği’nde Normandie-Niemen adlı bir savaş filosunun Hür Fransız pilotları da tanınmış örnekler arasındaydı.

Savaşın başında De Gaulle’e katılan Hür Fransızların sayısı çok azdı. Normandiya çıkarması sırasında Hür Fransızların sayısı 400.000’e ulaşmış olmakla birlikte, bunların çoğu sömürgelerden gelen siyah askerlerdi.

Fransa kurtarıldıktan sonra siyah askerler birliklerden tasfiye edilerek ordunun “beyazlatılması”na girişildi. Irkçı Fransa, siyah askerler tarafından kurtarılmış olma görüntüsüne sahip olmak istemiyordu. Görünüşte ise onların Avrupa kışına alışık olamamaları ve savaşta çok yıpranmış olmaları gibi bahaneler gösterildi. Bu askerler ülkelerinde döndükleri zaman da sömürge yönetimleri tarafından hoş karşılanmadılar. Her şeye rağmen Avrupa’da savaş biterken Fransız ordusu 1.3 milyon mevcuda çıkmış ve kıtadaki 4. büyük ordu olarak Almanya’da bir işgal bölgesine sahip olmuştu.

Siyah askerler ve çıkarılan üniforma: 1944 sonbaharında, zafer ufukta görülmüşken Vosges’te üniformalarını ve silahlarını uğruna savaştıkları Fransızlara teslim eden siyah askerler… Zafer kutlamaları sırasında siyah askerler tarafından kurtarılmış olduğun göstermek istemeyen Fransa, savaşın son parkurunda ordusunu beyazlatma girişiminde.

2. Dünya Savaşı’nın büyük bölümünde, özellikle işgal altında olduğu dört tam yıl boyunca, bir tarafta işbirlikçi faşist Vichy Fransa’sı, diğer tarafta da Hür Fransızlar vardı. Sömürgeler de ikiye ayrıldı ve bunların ırkçı yöneticilerden arındırılması savaştan sonra da mümkün olmadı. Hindiçin’deki Fransızlar Japonlar tarafından 1945 yılında silahsızlandırıldılar ve sonra da sömürgeci savaşlarına başladılar. Esasen tüm sömürgelerde ırkçı baskılar devam etti. Sömürgelerin desteğine muhtaç olan De Gaulle ve Hür Fransızlar, Orta Afrika’da Brazzaville’de bir toplantı yaparak, yerli halkların savaştan sonra bağımsızlık, hatta özyönetim hayaline kapılmamalarını, Fransa’nın “medenileştirme” misyonunun süreceğini açıkça ifade etmişlerdi. Buna rağmen savaş biter bitmez kendilerini sömürgelerdeki bağımsızlık savaşlarının içerisinde buldular.