Elmanın Kazakistan ormanlarında başlayan hikayesi, Çin’de, Avrupa’da, Yeni Kıta’da devam etti. Aşılamalarla artan kışkırtıcı lezzeti hemen her kültürde günahla ilişkilendirilse de, içecekleriyle, tatlılarıya, yemekleriyle sofralardan hiç eksik olmadı. Saray kayıtlarındaki çeşitliliğe maalesef günümüz pazarlarında rastlayamıyoruz. 

Elma (Malus Domestica) kadar mitlere esin kaynağı olmuş başka meyve var mıdır? Adem’in boğazında kalan elma, onu kışkırtıp cennetten kovulmasına sebep olduğundan “Adem elması” adını almamış mıdır? Üstelik bu “yasak meyve” oyunculuğunu devam ettirmiş, üç Yunan tanrıçası Hera, Athena ve Aphrodite’in ortasına “en güzele” mesajı ile düşüp düğünü berbat etmiş; bununla da kalmamış, Truva savaşına yol açmıştır. Newton’ın başına düşüp yerçekimini bulmasına yol açtığı da söylenir. Daha hınzır başka bir meyve düşünebilir misiniz? 

Cennetten kovulma mitosunda sözü edilen meyvenin elma olduğu tartışmalıdır ama, eski çağlardan beri birçok değişik kültürde elma hep cinsellikle birlikte anılmıştır. Yunan tanrıçası Demeter’in kızı Persephone’nin simgesi olan beş köşeli yıldız ile elmanın ortadan kesilmesiyle ortaya çıkan çekirdek yuvasındaki yıldız birbirleriyle ilişkilendirilir. Çekirdekler tanrıça Demeter’in içindeki bakireyi simgeler. Hıristiyan sanatında ise elma, anne karnındaki bakirenin sembolüdür. 

Paris elmayı üç mitolojik güzelden Aphrodite’e veriyor, “Paris’in Kararı”, Peter Paul Rubens, 1636- 1639. 

Türk halk kültüründe elma, masallarda, bilmecelerde, mâni ve tekerlemelerde, türkülerde bereket ve zürriyetin simgesi olarak karşımıza çıkar. Düğünlerde, düğün bayrağının tepesine elma saplanır. Böylece soyun devamı dileği Tanrı’ya ulaştırılır. Yine damadın gelinin önüne veya bazı yörelerde kafasına elma atması aynı anlama gelir. Türk mitolojisinde ayrıca “kızıl elma” figürü vardır. Oğuz Türkleri için fethedilmesi gereken illeri ve geleceğe dair düşleri, henüz gerçekleşmemiş planları belirtir. 

Rengi olan “al”dan sebep “alma” ismi ile yola çıktığı Kazakistan’dan Amerika’ya gelene dek sabırla uzun yollar katetmiştir elma. Kalender ve kendine yeten tabiatı ile her coğrafyaya uyum sağlamıştır. Bugünkü tatlı ve kocaman örneklerinden çok farklı olan ilk yabani elmayı 1929’da Kazakistan’da “elmanın atası” Alma Ata civarındaki ormanlarda ilk kez saptayan Rus botanikçi Nikolay Vavilov’dur. Stalin’in hapishanelerinden birinde ölüp gitmesine rağmen, elmanın anavatanına dair kesin fikri o oluşturmuştur. 

Macerasever elmanın rotası İpek Yolu gezginleriyle birlikte önce Avrupa yönünde olmuştur. Bu gezginler bilyeden golf topuna kadar uzanan çeşitli boyutlarda yabani elmaları yanlarına almış ve geçtikleri yerlerde çekirdeklerini toprağa atarak yayılmasını sağlamış olmalılar. Bunların çoğu yenecek meyveler değildi, daha çok elma şarabı yapmak ya da hayvan yemi için uygun görülen, görece ekşi veya buruk çeşitlerdi. 

Elmayı ilk evcilleştirenler ağaçları aşılayarak değişik elma özelliklerinden en arzu edilenleri birleştirebileceklerini keşfeden Çinliler olmuştur. Eski Yunanlılar ile Romalıların en kaliteli elma örneklerini seçip yetiştirmesini sağlayan bilgi de buydu. Plinius’a göre Romalılar yirmi üç farklı elma türü yetiştirmişlerdi. Bunların bazılarını da yanlarında İngiltere’ye götürdüler. 

Avrupa’dan Amerika’ya ilk göç edenler yanlarında aşılı elma ağaçları götürmüşlerdi ancak bu ağaçların hiçbiri iklim koşullarına dayanamadı. İlk yerleşimciler, Atlas Okyanusu’nu geçerken yedikleri elmalardan sakladıkları tohumları da dikmişti ve bu fidanlar sonunda serpildi. İlk örnekler atalarının özelliklerini taşıyacak şekilde yabani ve ekşiydi. Daha sonra, onlar da aşılama yöntemiyle daha lezzetli elmalar yetiştirmeyi başardılar. Elmanın Amerika’nın yeni yerleşim bölgelerinde hızla yayılmasında masalsı, garip bir gezgin olan John Chapman’ın, nam-ı diğer Johnny Appleseed’in oynadığı rol önemlidir. Gittiği her yere taşıdığı elma çekirdeklerini ekerek değerli kıldığı arazileri satan ve hayatını böyle kazanan bu tuhaf adam, aslında ilk emlak geliştirme uzmanı olarak da kabul edilebilir. 

Üzerinde yaşadığımız topraklarda, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde elma, mutfaklarda kendisine şerbetlerde, kompostolarda, murabbalarda (elma peltesi) ve elma dolması gibi yemeklerde yer bulmuştur. Bugün ülkemizde yılda 3 milyon tona yakın elma üretilmektedir. Ama maalesef Osmanlı dönemindeki müthiş çeşitlilik yok olmuştur. Gelin elması, sandık elması, bey elması, ciğit elması, karanfil elması, kodil elması, limon elması, mahsusa elması, misket elması, narin elması, karagöbek elması, sarı elma, söğüt elması, taraklı elması, göbek elması, yaz elması, arpa elması, köpük elması, demir elması, yaban elması, tilki kuyruğu elması, tavşanbağı elması gibi elma çeşitlerine artık marketlerde, pazarlarda değil, sadece saray kayıtlarında rastlayabiliyoruz. 

ELMA DOLMASI (TERKİB-İ TUFFAHİYE):

Malzemeler: 

4 ekşi elma 

3 soğan 

2 çorba kaşığı zeytinyağı 

1 tatlı kaşığı dolmalık fıstık 

1 kahve fincanı pirinç 

1 tatlı kaşığı kuş üzümü 

2.5 kahve fincanı sıcak su 

4-5 dal maydanoz 

4-5 dal nane 

1 çay kaşığı toz şeker 

1 tutam tuz 

1 çorba kaşığı limon suyu 

Tarifi 

Soğanları soyup rendeleyin. Zeytinyağını tencerede ısıtıp dolmalık fıstık ve soğanı kavurun. Pirinci bol suda yıkayıp süzün. Kavrulmakta olan soğana ekleyin. Kuş üzümü ve 1.5 kahve fincanı su ilave edip sürekli karıştırarak pirinçler diri kalacak şekilde 8-10 pişirin. 

Nane ve maydanozu temizleyip ince ince doğrayın, iç pilava ekleyin. Toz şeker, tuz ve limon suyunu ilave edip karıştırın. Tencereyi ateşten alıp soğumaya bırakın. 

Elmaları yıkayıp kabuklarını soyun. Sebze oyacağı ile çekirdekli kısımlarını çıkarın ve içlerini biraz oyun. Hazırladığınız iç pilavı elmalara doldurun. 

Hazırladığınız elma dolmalarını yağlanmış fırın tepsisine dizin, 1 kahve fincanı sıcak su ekleyin. Önceden ısıtılmış 150 dereceye ayarlı fırında 15 dakika pişirin. Soğuk olarak servis yapın. Afiyet olsun!