İnsanları kışkırtarak tartışma yaratmak, “oltaya getirerek” eğlenmek, bazen provokatif bazen de absürt mesajlarla apaçık gerçek kabul ettiklerini sorgulatmak, sosyal medyadan ve hatta internetten çok daha uzun bir geçmişe sahip. Antik Yunan’dan 90’lara kitleleri galeyana getiren en büyük kışkırtıcılar…

SOKRATES

Sokratik yöntem, tarihin ilk trolleme yöntemlerinden biri olarak adlandırılabilir mi? Sokrates, karşısındakine yeni bir şey öğretmek için ilk aşamada karşısındaki kişiye sorular sorarak onun neyi bilip neyi bilmediği araştırır; ikinci aşamada ironiye dayanarak onu provoke eder ve tartışmayı alevlendirir; doğruya ulaşmak için ihtilaf çıkaran, münakaşacı bir tarzı benimser; bazen insanları onu aşağılamaya yöneltir ve tartışığı kişinin kelimelerini ona karşı kullanmakta ustadır. Savunmasında “Ben Tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim. Bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum” demesi de internet trollerinin onu ataları olarak kabul etmesinin nedenlerinden…

Fransız ressam Jacques- Louis David’in 1787’de yaptığı “Sokrates’in ölümü” isimli tablo.

ODYSSEUS

Rus trollerin kendilerini Amerikalı sosyal medya kullanıcıları olarak gösterip takipçi toplamak için popüler, moral yükseltici haberleri paylaşmalarına “Truva atı taktiği” dendiğini duymuş muydunuz? Bu taktiğin mucidi Odysseus da tarihin ilk trollerinden biri olarak gösterilebilir. Hatırlarsanız, Akhalılar’ı savaştan çekiliyor gibi gösterip, geride çok büyük bir tahta at bırakmayı akıl eden oydu. Diğer komutanlarla birlikte atın içine gizlenmiş, Troyalılar bu atı şehrin surlarından içeri alıp, tüm gece süren kutlamaların ardından sızdıklarında da atın içinden çıkıp onları gafil avlamış, Truva’yı yerle bir etmişlerdi.

JONATHAN SWIFT

Kara mizahın atası Jonathan Swift.

İrlandalı ünlü taşlama yazarı, kara mizahın atası Jonathan Swift için kusursuz bir trol demek hafif kalır. 1729’da yazdığı “İrlanda’daki yoksulların çocuklarının, ailelerine ve ülkelerine yük olmalarını önlemek ve onları topluma yararlı kılmak üzerine mütevazı bir öneri” makalesi makalesi de trollüğün başyapıtlarından sayılıyor. Swift’in bu çocuklar için sunduğu “mütevazı” seçenekler arasında “onları besin kaynağı olarak zenginlere satmak” da vardı. Bebeklerin “haşlanmış, kavrulmuş, fırında pişirilmiş olarak son derece besleyici ve sağlıklı bir gıda olabileceğini” söylemesi haliyle bir öfke fırtınası yaratmıştı. Ama aslında İrlanda’nın İngiltere tarafından sömürülmesinin karşısında teslimiyetçi bir tavırla oturan, kendilerini yoksul bırakan İngiltere’ye avuç açan halkına çok sert bir tepkidir bu.

ORSON WELLES

30 Ekim 1938. Amerikalılar radyolarının düğmesini çeviriyor ve bir tartışma programıyla karşılaşıyorlar. Bir spiker ve karşısındaki profesör sohbet ederken, araya bir “Son dakika haberi” giriyor. Programa bağlanan muhabirin gerçekten büyük bir haberi var: “Marslılar dünyayı istila etti”. Ardı ardına muhabirler devreye girer, patlayan bombalar, polis sirenleri derken işler çığrından çıkar. Bütün bunların Orson Welles tarafından titizlikle hazırlanmış bir radyo tiyatrosu olduğunu anlamayan halk sokaklara dökülür, sığınaklarına, bodrum katlarına kaçar. Aslında programın başında bunun kurgu olduğu açıklanmıştır, ama tabii herkes bu uyarıyı duymamıştır. Programdan 100 yıl kadar önce yazılan H.G. Wells’in Dünyalar Savaşı romanı da zaman içinde unutulduğu için “Durun, ben bu kitabı okumuştum” diyen de olmamıştır. Sonuç: İstemsizce de olsa tarihin en büyük trolleme vakalarından biri…

Halkı sokağa döken oyun Orson Welles’in yönettiği “Dünyalar Savaşı” radyo tiyatrosu, o kadar gerçekçiydi ki halk gerçekten Marslıların dünyayı istila ettiğini zannedip sokaklara dökülmüştü.

ALAN SOKAL

1990’lar, bildiğimiz haliyle bilimin, nesnel keşiflerden çok önyargılara dayandığını iddia eden postmodern akademisyenlerin yükselişine sahne oldu. New York Üniversitesi fizik profesörlerinden kuantum fizikçi Alan Sokal, bu “bilim savaşları” nın karşı cephesindeydi. Postmodernizmden bıkan Sokal, 1996’da postmodernistleri “trollemeye” karar verdi ve kültürel çalışmalar dergisi Social Text’e “Transgressing the Boundaries: Towards a Transformative Hermeneutics of Quantum Gravity” (Sınırları Aşmak: Kuantum Kütle Çekiminin Dönüştürücü Yorum Bilimine Doğru) adlı tamamen uydurma ve şişirilmiş bir makale gönderdi.

İtibar gören bir entelektüel jargona sadık kalarak yazılan makalede meşhur kuramcılardan bol bol alıntı yapıyor, Aydınlanma eleştirisi yapıyor; fizik, matematik ve sosyal kuram arasındaki sınırları aşmanın gerekliliğinden söz ediyor ve fiziksel gerçekliğin toplumsal gerçeklik gibi dilsel bir oluşum olduğunu savunuyordu. Hatta bir ara kuantum yerçekiminin ve formülasyonlarının liberalizmi desteklediğine dair saçma bir argüman bile ortaya atmıştı. Dergi makaleyi yayımladı. Sokal, bütün bunların bir aldatmaca olduğunu açıkladığında ise olay, popüler ve akademik basında fırtınalar kopardı.

İNGİLİZ ORDUSU

“Havuç yersen gözlerin iyi görür” birkaç nesil çocuğun büyürken sürekli duyduğu bir cümleydi. Peki bunun kökeninin 2. Dünya Savaşı dönemindeki bir “trolleme”ye dayandığını biliyor muydunuz? 2. Dünya Savaşı yıllarında Alman Hava Kuvvetleri gece saldırılarıyla İngiltere’nin kendisini savunmasını güçleştiriyordu. Buna karşılık İngiltere, Airborne Interception Radar (AI) adlı yeni bir teknoloji sayesinde Alman uçaklarını geceleri bile imha etmeye başladı. Teknolojinin gizli tutulması hayati önemde olduğu için de, hedef şaşırtmak için başka bir açıklama buldular: Havuç! İngilizler, pilotlarının gece bile hedefi vurabilmelerini, havuç yedikleri için gözlerinin keskin olmasıyla açıkladılar. Kulaktan kulağa yayılan havuç efsanesi, bugün bile sürüyor.

‘Havuç yiyen iyi görür’ Askerlere gece görüşlerinin keskinleşmesi için havuç yemelerini öğütleyen bir ordu propaganda afişi.