Madencilerin zorlu yaşamları, birçok sinemacı ve ressama da ilham kaynağı oldu. Madendeki hayatı tuvale dökenler arasında madenciler de vardı.

VAN GOGH’UN KÖMÜR TAŞIYAN KADINLARI

Hollandalı ressam Vincent Van Gogh, aslında papaz olacaktı. 1879’da vaiz olarak stajına Belçika’daki maden bölgesi Borinage’da başladı. Buradaki Wasmes maden köyünde yaşayan Van Gogh, yoksul işçilerin acısına ortak olurken, bir yandan da resim yapmaya başladı. İlk ilham kaynağı madenciler oldu. “Yük Taşıyıcılar” (1881-82) kömür çuvallarını taşıyan kadınları gösterir.

MONET’NIN KÖMÜR TAŞIYAN ERKEKLERİ

Empresyonist ressam Claude Monet, 1871-1878 arasında Argenteuil’de yaşıyor, sık sık trenle Paris’e giderken bir köprüden geçiyordu. Seine kıyısına yakın bir fabrikaya kömür taşıyan mavnaları bu köprüden defalarca seyretmişti. Eseri 1875’te yaptı. Bugün Paris’te Orsay Müzesi’nde bulunuyor. Eserde Clichy Limanı’nda işçiler rampaların üzerinden kömür taşıyor. Yaklaşık 300 ton alan bir mavnadan kömürün boşaltılması iki haftayı buluyordu. Sepetlerini dolduran işçiler, kömür tozu nedeniyle sık sık hastalanıyordu.

RESİMLİ GÜNLÜK

Sakubei Yamamoto (1892-1984), madende çocukken çalışmaya başlamış, 30 yıl çalışmıştı. Önce bir günlük tutmaya, sonra bunu resimlerle süslemeye başladı. Madendeki hayatı bu resimlere taşıdı.

VADİM O KADAR YEŞİLDİ Kİ

İngiliz yazar Richard Llewellyn, Kraliçe Victoria döneminde Güney Galler’de bir maden kasabasında geçen romanı Vadim O Kadar Yeşildi ki’yi (How Green Was My Valley) 1939’da yayınladı. Çok satan roman, babasıyla ağabeyi madende ölen, kendisi ise bu yaşamdan kaçmak isteyen bir madenci ailesinin çocuğunun ağzından yazılmıştı. İki yıl sonra John Ford’un yönettiği, romandan uyararlanan aynı adlı film, hikayeyi daha da popülerleştirdi.

YİRMİNCİ YÜZYILIN RESSAMLARI

İngiliz ressam ve heykeltraş Henry Moore (1898- 1986), bir madencinin oğluydu. Madencileri eserlerine taşıdı. Amerikalı ressam George Lucks (1867-1933) da maden resimleri yapan sanatçılardan biriydi.

BİR ZONGULDAK ROMANI

2009’da Zeki Demirkubuz tarafından sinemaya da uyarlanan Nahit Sırrı Örik’in romanı “Kıskanmak”ın (1946) konusu kömür madeni değil. Ancak bu kıskançlık ve kötülük hikayesi, Zonguldak’ta, kömür şehrinin boğucu havasında geçer. Romanın satırları arasında, 1930’larda bir Fransız şirketi tarafından işletilen kömür madeniyle ilgili pekçok ayrıntı saklıdır.

MADENCİ RESSAMLAR ASHINGTON GRUBU

İngiltere’de Ashington’da bir grup maden işçisi 1934’te sanat tarihi dersi almaya karar verdi. Hoca, evlerinde resim yapmalarını önerdi. Her derste bu resimler incelenip eleştiriliyordu. “Ashington Grubu” ressamları ilk sergilerini Armstrong Okulu’nda açtı. 1984’te grubun üyeleri öldükten sonra, onlarla ilgili bir kitap yayınlandı. Bu kitap Lee Hall’ın 2007’de yazdığı bir oyuna ilham verdi. Oyun (Pitmen Painters/ Madenci Ressamlar) İngiltere ve ABD’de büyük başarı kazandı. Resimleri bugün Ashington’da Woodhorn Müzesi’nde. Grubun kurucusu Oliver Kilbourn’un babası bir maden kazasında sakat kalmış, kendisi de 13 yaşında madende çalışmaya başlamıştı.

YERLE GÖK ARASINDA YÜRÜYENLER

Polonya kökenli İngiliz ressam Joseph Herman 1911’de doğdu ve 1944’te Galler’de bir madenci köyüne yerleşti. O tarihten sonra madencileri işlerinin merkezi haline getirdi ve büyük bir tutkuyla madencileri resmetmeye başladı. Herman yazdığı bir notta şöyle diyordu: “İlk bakışta diğer işçilerden farklı görünmeseler de madenciler daha etkileyici. Onlara baktığımda Mısır hiyerogliflerinde gördüğümüz yer ile gök arasında yürüyen insanları görüyordum.”

BİR BAŞYAPIT: GERMİNAL

ransız romancı Emile Zola’nın başyapıtı sayılan Germinal, aynı zamanda madencilerle ilgili en ünlü romandır. 1885’te yayınlanır yayınlanmaz büyük ilgi gördü ve bütün dillere çevrildi. Roman, 1860’larda Fransa’da bir maden grevi etrafında, işçi sınıfının halini bütün çıplaklığıyla anlatır. Tam beş kez sinemaya uyarlandı. Bu uyarlamalardan biri de yukarıda bir sahnesi görülen 1993 yılı Fransız yapımı film. Yönetmeni Claude Berri olan filmin başrollerinde Gerard Depardieu, Miou Miou ve Renaud (Séchan) rol almıştı.

KELEBEĞİN RÜYASI

Şair Behçet Necatigil, 1940-1943 arasında Zonguldak’ta öğretmenlik yaptı. Karaelmas dergisiyle Yeni Zonguldak gazetesinde yazılar yazdı, Tahir Alangu’yla mektuplaşmalarında şehri anlattı: “Baharı bekliyoruz, paltomla ben. Ne onda giyilebilecek yüz kaldı, ne bende kömür tozundan surat.” İki genç şairle (Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu) tanışarak bir sanat çevresi oluşturdu. Bu Zonguldaklı şairler yirmili yaşlarında veremden öldüler. Yıllar sonra gazeteci Hikmet Bila bu iki şairin hayatından esinlenerek Zonguldak’taki mükellefiyet yıllarını anlatan Kömür Kara adlı bir senaryo yazdı. Yılmaz Erdoğan ise onları “Kelebeğin Rüyası” adlı bir filmle bütün Türkiye’ye tanıttı (2013).. Öte yandan İrfan Yalçın, iki genç şairin arkadaşı, yine veremden ölen denemeci Kemal Uluser’in hikayesini de ekleyerek üç gencin yaşamını İlkyaz Ölümleri adlı romanında anlattı (2011).

GÖRDÜĞÜ HER ŞEYİ RESMETTİ

Tom Lamb 14 yaşında çalışmaya başladığı madene inerken yanında çizim defterlerini de götürüyordu. Madenlerde gördüğü hemen herşeyi resmeden Lamb’in eserleri bugün Hollandalı usta ressam Vermeer’in eserleriyle mukayese ediliyor.