19. yüzyıl sonlarında Batı’nın etkisiyle gündeme gelen reformlar, Sivas, Erzurum, Diyarbekir, Bitlis, Elaziz ve Van vilayetlerinde Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını öngörüyordu. Bölgede görev yapan ve Güneydoğu Anadolu ıslahatına dair 1890 yılında bir rapor yazan Salih Safi Paşa’nın izlenimleri, yakın tarihimizin belki de en problemli meselesine dair ilginç ve yeni bilgiler sunuyor. Reşkotan İslahatı Raporu.

Salih Safi Paşa’nın “Reşkotan Islahatı Raporu” 

Ondokuzuncu yüzyılda emperyalist dünyanın tazyiki altında bunalan Osmanlı ülkesinde, Batı’nın zorlamasıyla gerekli ıslahatların yapılması kabul edilmişti. 1878 Berlin Kongresi’nde kabul edilen “Vilâyât-ı Sitte” yani “Altı Vilayet” yönetimi, Sivas, Erzurum, Diyarbekir, Bitlis, Elaziz ve Van vilayetlerinde Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını öngörüyordu. 

II. Abdülhamid, kararlaştırılan yönetim yapısının kurulmasını saltanatı boyunca engelledi. Kendi bakışaçısına göre tasarladığı ıslahatların Batı’nın zorlamasıyla yapılmadığı görüntüsünü verebilmek için, ricâl ve erkân-ı devletin fikirlerine, raporlarına sıklıkla müracaat eder olmuştur. Bu niyetle Anadolu Islahat Komisyonu ve müfettişlikleri kurulurken, yeni organize edilen Hamidiye Alayları teşkilatı da bilhassa Vilâyât-ı Sitte için önem arz ediyordu. Erkân-ı devletin sunduğu layihalar da bu manada uygulanacak politikalara bir yön tayin ediyordu. Bilhassa II. Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’nda oluşturduğu yönetim mekanizması, devletin icraatlarını Bab-ı Ali’den de etkin bir biçimde, mahalli sivil otoriteler yanında, taşra bürokratlarının talep ve tespitleri doğrultusunda hazırladıkları raporları da dikkate alarak gerçekleştiriyordu. 

Vilâyât-ı Sitte’de Kürtler ve Ermeniler Salih Safi Paşa’nın raporundaki “Kürtlerin, idarecilerin adil olup cebini doldurmaya niyetli olmayanlarını görünce ıslahata rıza gösterdikleri, aslında devlete bağlı oldukları” gibi tespitler dikkate değerdir (üstte). Kürt ve Ermeni nüfusun birlikte yaşadığı Vilâyât-ı Sitte olarak anılan bölgeden, yalnız Sivas şehir merkezinde 1914’te 116 bin 817 Ermeni bulunuyordu (altta). 

Bu raporlardan biri de Reşkotan aşireti ve civarındaki bölgelerin ıslahatında görevlendirilen Salih Safi Paşa tarafından hazırlanmıştır. Bu bölgeye dair ikinci bir raporu daha vardır. Özellikle Ermeni faaliyetlerine yer verdiği ikinci layiha ile Sırbistan taraflarında görevdeyken hazırladığı Karadağlı Filip Duda ve Merditalıların isyan tasavvurlarına dair layihasını ayrı yazılarda değerlendireceğiz. 

Yaver-i Ekrem ve Umum Rumeli Kumandanı Derviş Paşa’ya gönderilen ve günümüzde Osmanlı Arşivi Yıldız Perakende Evrakı Fonu’nda bulunan 1890 tarihli bu rapor, ekinde mevcut harita ile birlikte Sason-Siirt-Bitlis civarındaki aşiretler, madenler ve coğrafi mevkilere dair önemli bilgiler içermektedir. Bilhassa Sason Ermenileri ile mahalli Arap halkı arasındaki tapu ve arazi meselesine dair malumatın, Sason isyanının öncesine ait olması önemlidir. “Kürtlerin, idarecilerin adil ve cebini doldurmaya niyetli olmayanlarını görünce ıslahata rıza gösterdikleri, aslında devlete bağlı oldukları” gibi tespitler dikkate değerdir. Günümüzde de süregelen sorunların o devirdeki farklı ve benzer yanları ile çözüm yöntemlerine dair gözden kaçırılmaması gereken bu raporu, üslûp özelliklerini korumaya çalışarak, günümüz Türkçesi ile sunuyoruz. 

Hamidiye Alayları Salih Safi Paşa’nın 1890 tarihli raporu, Hamidiye Alaylarının kuruluş safhası hazırlıklarında değerlendirilen raporlardandır. Fotoğrafta görülen süvariler, Vilayat-ı Sitte topraklarında yaşayan Türk, Kürt, Arap aşiretlerinden oluşturulan alaylardan birinin mensuplarıdır.

Salih Safi Paşa’nın “Reşkotan Islahatı Raporu” (Başbakanlık Osmanlı Arşivi BOA. Y.PRK. UM 19/64) şöyle: 

“Siirt mutasarrıflığında bulunduğum esnada (13 Eylül 1879-5 Haziran 1883 tarihleri arasında) Bitlis Vilayeti’nde iskân edilmiş bütün aşiretler içinde en vahşisi olup defalarca ıslahat fırkalarını püskürtüp girişimleri sonuçsuz bırakmış ve etraftaki aşiretler ve Kürtlerin hepsini yıldırmış olan Reşkotan aşiretinin ıslahı için emir verildi. Bendeniz de memur oldum. İki yüz on asker, iki dağ topu ve bir bölük süvari mevcuduyla Reşkotan’ın ortasına varıldı. Âdetleri uyarınca kadınlar ve çocuklarla, malları ve hayvanlarını evlerinde bırakıp, kendileri firar ederek gizlenmişlerdi. Gelen aracılarla konuşuldu. Devletin bu harekâtı yapmaktaki gayesinin aşiretin malına el koymak olmayıp, edepsizleri terbiye etmek ve zayıflarla suçsuzları kötülerin elinden kurtarmak olduğu anlatıldı. Bu aşiretin namusluları iki güne kadar gelip itaat etmedikleri takdirde hanelerinde bıraktıkları çocuk ve kadınların, mal ve hayvanlarıyla beraber kocaları ve akrabaları yanına gitmeleri için zor kullanılacağı cevabı ile aracılar geri gönderildiler.

Ertesi günü ehl-i ırz takımı gelip kayıtsız-şartsız teslim ve gizlenen ağalar ile eşkıyanın ele geçirilmesinde hizmet ve yardım eylediler ki aşiret ağalarının cümlesi dâhil olmak üzere yüz otuz cani ve katil ile yol kesen soyguncu bir damla kan dökülmeksizin yakalandılar. Hepsinin malları mahfuz kaldı. Aşiretin ortasında “Hamidiye” isminde, halkın yardım paralarıyla Ordu-yı Hümayun’dan gelen resim ve kurmay subaylarının nezaretiyle bir tabur alır mükemmel kışla yapıldı. Aşiretin eşkıyalık defterine az zaman içinde son çizgisi çekildi. Öyle ki bugün Reşkotan aşireti itaatkâr halkın birincilerinden sayılıyor. İşte aşiretler ve Kürtler, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’ye sadakat ve itaat ile bağlılıkları yanında hakikaten adalet istediklerini fiilen gösterdiler.

Bohtan kıt’asının idaresini ihlal eden Batvan ve Dodiran aşiretlerinin de inzibat dairesi içine alınmalarının çaresinin, meskûn bulundukları Deyr-i Göl nahiyesinin Diyarbakır’dan ayrılarak Siirt’e bağlanması olduğu anlaşılıp arz edildi ve iradesi alınıp gereği yapıldıktan sonra düşmanlık ortadan kaldırıldı. Deyr-i Göl nahiyesi ilk önce Bedirhan Paşa’nın merkezi ve gayet mamur bir yer olduğu, bir boğaz ile sınırlı Çemkari Yaylası’nın ve doğru tabir ile Bohtan kıt’asının hâkim noktasında bulunduğu cihetle Eruh kaymakamlığı işbu Deyr-i Göl’e nakledildi. Ahalinin yardımlarıyla hükümet konağı inşası taahhüt olundu. İşbu taahhüt o zaman vilayete arz edildiği cihetle orada bir hükümet konağıyla bir de kışla inşa edilirse sağlanacak güvenli ortamın, Deyr-i Göl nahiyesinin geniş arazilerinin celp edeceği rağbet sebebiyle ziraat faaliyetlerini ve gelirleri arttıracağı şüphesizdir. Yaz mevsiminde oraya ilticaya mecbur olan aşiretlerin vergi vermeksizin beraber getirdikleri sürülerden kolaylıkla tahsil olunacak vergiden ve Çemkari’de olup yararlanılamayan tuzlaların inzibat altına alınıp açılmalarından, senede en az on bin lira fazla gelir elde edileceği gibi bölgenin karışıklıktan kurtarılmış olacağına delil gerekmez.

Adeta yabancı halinde kalıp ahvali bilinmeyen Sason halkının düşüncelerini anlamak ve mevkilerini görüp öğrenmek için sekiz jandarma askeri ile dağlık bölgenin merkezi olan Kabilcevz’e gidildi. Nahiyelerin reisleri ile konuşuldu ve içlerinde yirmi beş gün kalınarak her tarafı gezilip görüldü. Bu büyük dağlık bölgenin esaslı olarak ıslahına bakılmadığı ve ahalisinin İslâm’dan olmasına rağmen İslâmlıklarının bir kuru isimden ibaret olduğu görüldü. Özellikle içlerinde Malaşigo, Bedri, Asi ve Celali nahiyeleri halkı (Salname-i Vilayet-i Bitlis, Birinci Defa, Vilayet Matbaası, Hicri 1310-Rumi 1308, Bitlis, s.180-181 ve s.221’de bu aşiretler hakkında malumat vardır) kendilerince aziz bildikleri ve İsmail Hakkı Paşa hazretlerinin kırdırdığı taşın yerine yirmi ve daha ziyade para bırakmakla nikâhlarını kıymakta ve eşlerini boşayıp diğer bir hanımla evlenmektedirler. İçlerinde sünnet olan yoktur. Aralarına hoca gitse kovarak kabul etmezler. Bunlar dağdan çıkıp bir yere gitmediklerinden ve kimse ile karışıp görüşmediklerinden dünyadan habersizdirler. Sason’daki eski manastırı uğurlu bilmekte ve birçok işlerinde manastır papazının nasihatlerine uygun hareketle adeta Ermenilere benzemekte ve çok yaşamak için evlatlarına Ermeni ismi takmaktadırlar. Tamamına yakını başlarına Ermeni takkesi geçirir ve giydikleri elbise ise Ermeni elbisesidir. Bunların lisanları Arapça ve sonradan öğrendikleri Ermenice olup, Kürtçe hemen hemen nadiren bilirler. Bunların evlâd-ı fatihândan ve bu havali ahalisini İslâm’a dâhil edenlerin evlâdından oldukları, bazılarının ellerinde görülen berat ve fermanlarda Abbasi’lerden oldukları anlaşılmıştır. Şimdi ise bu hale girmeleri cidden büyük üzüntü sebebidir. Bu hal devam ederse git gide İslâmiyet’ten eser kalmaz.

En ziyade dikkati çeken hal ise bundan önceki umumi sayım sırasında dağda da emlak sayımı olduğu vakit gerçekleşmiştir. Şöyle ki; İslâm ahali vergi vermemek için sayıma rıza göstermediklerinden, Ermeniler aşiret ağalarını bir şekilde ikna etmişler ve olurlarını almışlardır. Ermeniler ağaların yüzüne gülüp bağlılıklarını bildirerek kendileri zaten aşiret ağalarının köleleri olduklarını belirtmiş, sayım için verilecek vergi ve masrafı kendilerinin ödeyeceklerini beyan etmişlerdir. Ağalar da Ermenileri vekil edip yazdırmış, fakat İslâm’dan vergi alınmamak için emlak ve arazinin Hıristiyanların olduğuna dair beyanname verip, hemen tamamına yakını yani yazılan miktarı Ermeniler üzerine kayıt düşürülmüş ve tapu senetleri dahi Ermeniler namına verilmiştir. Ermeniler fırsat bulunca davaya kalkışıp, Müslümanları mülk ve araziden mahrum bırakmak ve âlemin nazarında kendilerini haklı çıkarmanın peşindedir. Müslümanların bu işten haberdar olmaları halinde, Ermenilerin tamamını dağdan kovma veya yok etmeye kalkışmaları sakıncası mevcuttur.

Bu sebeplerden dolayı Siirt’te ve sonraları Muş’ta bulunduğum sırada Sason’un ıslahı gerektiğini vilayete arz ve vilayet de Bab-ı Ali’den izin istemiş ve ıslahat emri alınmış ise de Ordu-yu Hümayun’ca bu gibi harekâta ve asker sevkiyatına müsait zaman olmadığı cevabı alınmıştır. O vakit vali bulunan Arif Paşa’nın gayreti, o büyük toprak parçasını devlete kazandırmak için asayiş zamanını beklemeye mani oldu. İki bölük asker ile beni de beraber alıp Kabilcevz’e gidildi. Dağdaki aşiret reisleri gelip bağlılık bildirmekle öteden beri vermedikleri vergileri vermek için acele ettiler. Bunlara din telkin etmek ve korkularını cehalet uçurumundan kurtarmak için uygun yerlerde ileride genelge olunmak üzere şimdilik Kabilcevz’e bir cami-i şerif ve bir de sıbyan mektebi inşa ve ikmali ile vergi tahsilâtının arkasını almak, halkın güvenini kazanarak tasarlanan ıslahatı tamamlamak için gereken talimatları vererek vali yerine döndü. İmam ve muallim tedarik olunarak beş vakit namaza başladıkları gibi, çocukları da okumaya ve cenazelerini pek uzak mahallerden getirip imamlara yıkatıp, cami civarına defnetmeye başladılar. Dağ halkı üç yüz bin kuruşa yakın vergiyi düşünmeden ödediler. Yapılacak hükümet dairesiyle kışla, camiler ve mektepler için nakden ve fiilen yardıma hazır bulunduklarını garanti ve taahhüdü havi mazbata verdiler. Artık dağ bölgesinde tasarlanan ıslahatın kolaylıkla yürütüldüğüne kanaat geldi, bir engel ve zorluk kalmadığına emniyet hâsıl oldu. O konudaki arzımın cevabî emri alınmamış ve inşaat mevsiminin geçmiş olması yüzünden lazım gelen ıslahatın ve hükümet dairesiyle kışla, cami ve mekteplerin inşaatı ilkbahara ertelenerek dönülmüş, kısa süre sonra da oradaki görevden ayrılmam vuku bulmuştur. 

Ermeni nüfusu Salih Safi Paşa, Kürtler ve Ermeniler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklara karşı uyarılarda bulunuyordu. Daha sonra 1914’teki nüfus sayımında Osmanlı coğrafyasında 1.229.000 Ermeni’nin varlığı tespit edilecekti. Bunlardan 41.740’ı paşanın görev yeri olan Bitlis ve Siirt’in güneybatısındaki Urfa’daydı; tarım ve ticaretin yanı sıra mimarlık, kuyumculuk, halıcılık ve ayakkabıcılıkla uğraşıyorlardı. 

O sırada Ermenilerin sayımdaki niyetlerinin anlaşılmasına sebep olmayacak şekilde başkalarının üzerine kayıtlı tapu senetleri asıl sahipleri isimlerine kaydedilip, yeni senetlerin düzenlenmesi ve bazı yanlış yazılan tapu senetlerinin iptali, gerek aşiret ağalarına, Hıristiyanlara ve gerek kaymakam ile mahalli heyetlere tavsiye ve bir takımı da tashih edilmiş idi.

Hasenanlı aşiretinin Kıstarik ve Necar ve mücavir halkın mallarını yağmaladıklarına dair şikâyetler gelmeye devam ettiğinden yeni görev yerim Muş’a giderken merkeze uğramaksızın doğruca Hasenanlı aşiretine varıldı. Aşiret halkı gelip bağlılık bildirdi ve yetmiş beş şaki ve edepsizi teslim ettiler. Bunlar da sancak merkezine gönderilerek mahkemeye yollandı. Gasp edilen mallar geri alınarak sahiplerine verildi. Nüfus sayımı ile askerlik kurası tespiti de icra edildi. Aşiretler ve Kürtlerin cümlesi devletin sadık tebaası olduklarından ciddi ıslahat murad olunduğunu görür ve ıslahat memurunun gözünde şahsi menfaat olmadığını ve maksadın adaleti yerine getirmek olduğunu anlarlarsa, kendi elleriyle istenen şahısları tutup ıslahat memuruna teslim eder ve bağlı kalır. Her bir emir hükmüne canıgönülden rıza gösterip kabulde tereddüt etmezler. Bu hale bakıldığında zor sayılan ve büyük tedbirlere bağlı görülen ıslahatın, elde kuvvet bulundurmakla beraber, adaletin hakikaten tesis edildiği zaman gayet kolaylıkla yürütüleceği şüphesizdir. 

Bu icraat üzerine Malazgirt ve Bulanık kazaları ahalisi Malazgird kalesinde bir alay süvari alır kışlanın halkın yardımı ile inşasına hazır olduklarını umumi mazbatalar ile bildirdiler. Buralarını arzdan maksadım Kürtler ve aşiretlerin devlete sadık ve her fedakârlığı kabul ve icra ede geldiklerini izah eylemektir. 

Sason Dağı’nın ıslahıyla, Mutki ve Cot ve Hiyan kaza ve nahiyeleri ile bilcümle aşiretler halkı tereddütsüz bağlılık dairesine girip, vilayette her fenalığın ortadan kalkmasına ve her bir saadetin elde edilmesine sebep olacağı gibi senede on bin liradan fazla gelir elde edileceği şüphesizdir.

Rebiulahir sene 1308 – Teşrin-i Sani sene 1306 – [ Kasım – Aralık 1890]

Sabık İpek Mutasarrıfı

Bende

Mehmed Salih Safi”

Salih Safî Paşa kimdir?

Hem Doğu’da hem Batı’da üstün bir başarı gösterdi

Çok iyi eğitimli, birkaç dil bilen Salih Safi Paşa, devlet ile toplumun çelişkilerinin ortadan kaldırılıp, asayişin sağlanarak gelir kaynaklarının işletilmesiyle refahın artmasını, devletin de topladığı vergileri çoğaltarak topluma faydalı yatırıma dönüştürmesine yönelik politikalar geliştirmişti. 

Salih Safi Paşa’nın sicil dosyası. 

Hacı Ali Bey isminde birinin oğlu olarak, bir Osmanlı şehri iken, günümüzde Karadağ’ın başkenti olan Podgoriçe’de 1247 (1832-1833) tarihinde doğdu. Podgoriçe Sıbyan Mektebi’nde Kuran-ı Kerim ve bazı dinî risaleler okuyup sonradan İşkodra Medresesi’nde Arapça’dan Molla Cami’ye ve Farsça’dan Hafız Divanı’na kadar ders görüp, geometri ve coğrafya tahsili de yapmıştır. Türkçe, Sırpça ve Hırvatça okur-yazar, Arnavutça konuşur.

1271’de 23 yaşında İşkodra Tahrirat Kalemi’ne girerek devlet memuriyeti başlamıştır. 1275-77 senelerinde Aydın Tahrirat Kalemi’nde görev yaptı. 1278’de Aydın Zeybek Askerî Binbaşılığı ile Karadağ Muharebesi’ne gitmiş dört ay sonra dönmüştür. 1279’da Zadrime Müdürlüğü sonrasında Bar, Bilege ve Trebin kaymakamlığı vekâletinde bulunmuştur. Sıra ile bazı müdürlüklerde daha görevlendirildikten sonra 1284 tarihinde Bihke Sancağı Mutasarrıflığı’na getirilmiştir. 1288’de Bosna Vilayeti’nin merkezi Saray şehri Belediye Başkanlığı ile Darüşşafaka ve Matbaa Nezareti’ne memur edilmiştir. Trebin Kaymakamlığı ve Debre Mutasarrıflığı’ndan sonra 1290’da Mamuretü’l-Aziz (Elazığ) mutasarrıfı olmuştur. 1292 senesinde İşkodra Vali Muavinliği’ne getirilmiş, 1293’de Banaluka Mutasarrıfı olmuştur. 1278’dek Karadağ Muharebesi’ndeki başarılarına mükâfaten 4. Rütbeden Mecidi Nişanı ve Zadrime Hükümet Konağı’nı basan eşkıyaya karşı gösterdiği dirayet ve metanete mukabil Emirü’l-Ümeralık rütbesi tevcih olunmuştur. 

1 Eylül 1295’de (13 Eylül 1879) Siirt Mutasarrıflığı’na tayin edilerek 1 Receb 1300’de (8 Mayıs 1883) uhdesine Mir-i Miran rütbesi tevcih edildi. 23 Haziran 1299’da (5 Haziran 1883) Muş Mutasarrıflığı’na nakledildi. 24 Zilkade 1300’de Üçüncü Rütbeden Mecidi Nişanı verildi. 

Ahalinin mutasarrıfa yönelik şikayetlerinin artmasına binaen, yapılacak tahkikatın sonucunda gereği yapılmak üzere1302 Şubat 22’de azledildi 17 Cumadelahire 1303’de nişanı İkinci Rütbeden Mecidi’ye yükseltildi.

21 Muharrem1305’de tahkikatın sonucu alınmadan Yenipazar Sancağı Mutasarrıflığı’na tayin edildi. 18 Zilhicce 1305’de Nişan-ı Âlî-i Osmanî ihsan olundu.

17 Rebiulevvel 1307’de Rumili Beylerbeyiliği payesine terfi ederek aynı ayın 29’unda İpek Sancağı Mutasarrıflığı tevcih edildi. 8 Zilkade 1308’de Prizrin Sancağı Mutasarrıfı oldu 17 Cumadelula 1311’de azl edildi. 13 Kanun-ı Evvel 1309’da tekrar İpek Mutasarrıflığı’na tayin edildi. 10 Temmuz 1310’da İşkodra Vilayeti Müsteşarlığı’na nakledildi.

İşkodra’da fesat çıkarmağa meyilli yerli halktan bazılarını gizlice evinde toplayıp vilayetin bazı noktalarında karakol inşa edilmez ve asker bulundurulmazsa yabancılardan bilhassa Karadağlılardan emin olamayacakları telkininde bulunduğu, Cizvit ve Latin milleti ile Müslümanlar arasında fesat çıkarmaya çalıştığı, İşkodralıların silah ve cephane tedarik etmeleri gerektiğini kendilerine hissettirerek halkın zihnini karıştırdığı suçlamasıyla İşkodra Valiliği tarafından görevden alınması istenmiş ve 2 Eylül 1311’de azl edilmiştir. 

Salih Paşa, İşkodra Vilayeti Müsteşarlığı’ndan azledilmesi hadisesine itirazını Şura-yı Devlet’e [Danıştay] götürmüştür. Yapılan ön soruşturmada iddiaların mesnetsiz olduğu şu cümle ile açıklanmıştır: “Kadınları bile silahlı olan İşkodra ahalisine Salih Paşa silahlanmaları telkininde bulundu denilmesi diğer iddiaların da sıhhatinin niteliğini açıklar”. Dosyası üzerinden yapılan soruşturmada muhakemeye gerek duyulmamıştır. 

7 Mayıs 1312’de Halep Vilayeti’ne bağlı Maraş Mutasarrıflığı’na tayin edildi. Aynı ayın 15’inde, sadece en önemli devlet ricaline verilen, Birinci Rütbeden Mecidi Nişanı ihsan edilmiştir. Halep Valiliği tarafından dile getirilen, Salih Paşa’nın iktidar ve ehliyetinin Maraş’ın önemiyle uyuşmaması yüzünden yönetimin bozulduğu iddiası ile azl edildi. Salih Paşa’nın idaresinden memnun olduklarına dair ahali ve askeriye tarafından gönderilen mazbatalara rağmen bu azlin gerçekleşmesi, iddiaların gerçeği yansıtmaktan uzak, şahsi garez sebebi ile ortaya atıldığını düşündürmektedir. 

Hayatının bundan sonraki safhaları şimdilik tespit edilemeyen Salih Paşa, bulunduğu mevkilerde görevini hakkıyla yerine getirdiği anlaşılan bir idarecidir. Devlet ile toplumun çelişkilerinin ortadan kaldırılıp, asayişin sağlanarak gelir kaynaklarının işletilmesiyle refahın artmasını, devletin de topladığı vergileri çoğaltarak topluma faydalı yatırıma dönüştürmesine yönelik politikalar geliştirmiştir. 

Hakkındaki şikâyetlerin, daha çok eski düzenleri bozulan yerel eşraf ve mütegallibe tarafından yapıldığını, yönetiminden memnun olanların da bu şikâyetlere tepkilerini çekinmeden dile getirdiklerini görüyoruz. Devletin de hizmetlerinden gayet memnun olduğu, şikâyetlerin artmasıyla görevinden maslahata binaen azledilmişse bile, az müddet zarfında rütbe veya nişanla taltif edilerek yeniden istihdam edilmesinden anlaşılmaktadır.

Aile fertleri hakkında sadece Esad Bey ismindeki oğlunun, Siirt Mutasarrıfı iken maiyetinde kitabet hizmetinde bulunduğu tespit edilebilmiştir.

(Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan resmî sicil kaydından derlenmiştir.) 

Bitlis vilayeti raporu

Bitlis Vilayeti benim başkanlığımda her sancak, kaza ve nahiye yönetimleriyle İslâm ve Hıristiyan bilirkişilerden oluşan komisyon tarafından kurulmuştur. O zaman tarafımdan çizilen haritası da takdim edilmiştir. Teşkilattan sonra vilayetin her tarafı gezilip görüldüğünde haritası tashih edilmiş nüfusu da doğru rakamlara yakın olarak kaydedilmiştir. 

Vilayet haritasında gösterilen madenlerden başka çok sayıda ve çeşitli madenin mevcudu da şüphesizdir. Hizan’daki kurşun madeni gayet zengin olduğu gibi Hıyan ve Muş’daki demir madeni de zengin ve birinci demirdir. Varto kazasındaki kırmızı mermer hakikaten hem güzel ve hem de bol olup ikişer ve ziyade metreküp ebadında küpler çıkarıp evlerin kapılarını, pencere etraflarını onunla süslemektedirler. Şirvan’daki altın madeni vaktiyle işlemiş, şimdiki halde atıldır. Tuzlaların çokluğu ve özellikle kaya tuzunun fevkalade bolluğu vardır. Çeşitli ılıcalar olduğu gibi Nemrut Dağı’nda kömür madeni de vardır. İçilir maden sularının birisi Bitlis’te ve birisi de Malazgirt kazasında olup içimi gayet hoştur. Sason kazasında vaki Kabilcevz karyesinde hükûmet konağıyla bir kışla inşa ve kaymakamlık merkezi oraya nakledildiği takdirde o büyük dağlık bölge kazanılmış ve binalar için ahali umulandan fazla ianede bulunacakları şüphesizdir. Bu durumda dağlık bölge inzibata alındığında diğer Kürtler de Muş taraflarına saldırıda bulunamazlar. Bundan başka yıllık vergi gelirleri de artacaktır. 

Haritada işaret kılınan Deyr-i Göl mevki’i vaktiyle Bedirhan Paşa’nın oturduğu yer olup aşiretlerin saldırılarından dolayı birçok köy dağılmış ve orası boş kalmıştır. Eruh kaymakamlığı Deyr-i Göl’e ve Deyr-i Göl müdürü Eruh’a nakil ve oraya bir hükümet dairesiyle bir kışla inşa buyurulur ise Botan kıtasında inzibat sağlanmış olur. Çünkü Çemkari yaylasına her sene Cezire ve çöl aşiretleri gelmekte olduklarından bu yaylanın elde bulunmasıyla yalnız koyun vergisinden yılda beş yükten ziyade gelir geleceği gibi on binden ziyade muhacirin boş arazilere iskân olunmasıyla birkaç yük gelir daha elde edilir. 

Bitlis vilayeti genel nüfus sayımı tablosudur (1883)