Bugün Türkiye’de en itibarsız, en güvenilmez meslekler anketi yapılsa, zannediyorum gazeteciler-gazetecilik uzak ara ilk sırayı alır. Hatta siyasetçileri bile geride bırakır. Bizim ülkemizde basın, belki hiçbir zaman Batı’daki seviyeye, anlayışa, kaliteye ulaşamamıştır ama, yine de iyi örnekler, iyi gazeteler ve iyi habercilik bir zamanlar mevcuttu. 

Batı’daki seviye demişken hatırlatalım: 1. Dünya Savaşı sırasında bile, Britanya hükümetini, örneğin Çanakkale seferini açıktan eleştiren Ellis Ashmead-Bartlett ve Keith Murdoch (Rupert Murdoch’un babası) gibi İngiliz-Avustralyalı gazeteciler ve onların haberlerini yayımlayan gazeteler vardır. Bunlar ağır sansüre rağmen Çanakkale’de gördüklerini yazmışlar ve hatta savaşın seyrine etki etmişlerdir. 

Bizde ise ana akım medyanın göreceli olarak devletten uzaklaşması 1960’lı yıllardan itibaren başlamış, Haldun Simavi ve Günaydın ekolü (Tevfik Yener), 70’li yılların başında bu Batılı anlayışın öncüleri olmuştur. O dönemlerde, örneğin kaçak pozisyonda olan Deniz Gezmiş’le röportaj yapmak veya Başbakan Demirel’e “posta koymak”, bugünlerde hayal dahi edilemeyecek şeylerdir. 

Şüphesiz sonraki dönemlerde de iyi gazetecilik ve kaliteli gazeteler vardır ama, bunlar esas olarak “muhalif” kimliğiyle yayın yapan ve ana akım dışındaki yayınlardır (Hasan Cemal-Okay Gönensin’li Cumhuriyet ve sonra Yeni Yüzyıl gibi). 

Gazetecilik işinin temel karakteri, muhalif olmaktır. İktidarda kimin olduğu veya haberi yapan gazetecinin, editörün, yayın yönetmeninin siyasi görüşü-inancı önemsizdir. Önemli ve esas olan, haberle kurulan bağımsız kamu denetimidir; milletin bilgilendirilmesidir. Dolayısıyla gazetecinin kendisi ister kızıl komünist, ister koyu faşist, ister ne olursa olsun, işinin ehli yani kaliteli ve donanımlı olmalıdır. Yaptığı haberde kendi inanç ve ideolojisinden de, siyasetin taraflarından da vareste olmalıdır. 

Bu durum tabii günümüz Türkiye’si için uzak bir hayal. 

Yazılı basının artan nüfusa rağmen 20 yıl önceki satış rakamlarına bile ulaşamamasını dijital medyanın gelişimine bağlayanlar; bir zahmet ABD’deki, Avrupa’daki, Japonya’daki gazetelerin-dergilerin satış rakamlarına bakıp utanabilirler. Ortaya çıkan bu vahim tabloyu esas olarak siyasi iktidarların baskıcı tutumuna bağlayanlara da şunu sormak lazım: Yarın ülkede gelmiş geçmiş en özgürlükçü siyasi yönetim iktidara gelse, gazete ve dergiler daha kaliteli mi olacak?