Sunuş

Tarih yağma ve soygunla yazılmıştır. Her savaşta bir miktar yağma ve talan bulunur ama kimi hadiseler kökten değişimlere yol açmıştır.

Amerikalılar hâlâ Kuzeyli komutan William Sherman’ın Amerikan İçsavaşı’nın sonuna doğru Atlanta’ya yaptığı büyük akın (1864) sırasındaki yıkım ve yağmayı konuşur. Çinggis Han’ın veya Timur’un yağmaları da tarihteki örnekler arasında öne çıkar. Birkaç bin yıl daha geriye gidersek Mezopotamya şehir devletlerinin kuzeye yaptıkları akınlarda ganimet ve esir topladıklarını görürüz. Şayet, tarihteki en büyük yağma hangisidir sorusuyla karşılaşırsak, yanıtımız tereddüt etmeden “Avrupa’nın yeni dünyayı soyması”dır deriz. Gerçi tüm dünyadan kaynak toplamışlardır ama, devlet seviyesinde örgütlü eski toplumlar en çok iki asır içinde toparlanıp yeniden bağımsız oldular; Amerika kıtalarının kabile düzeyindeki toplumları ise nüfuslarının onda dokuzunu yitirip tüm topraklarını Avrupalılara kaptırdı (Birkaç kabilenin kalıntıları giderek kırpılan rezervlerde erime sürecini yaşıyor). Avrupalı yerleşimciler yeni kıtada bir dizi yeni devlet kurdular ki, bunlardan en önemlisi olan ABD günümüzde dünya hegemonyası için mücadele eden bir numaralı güçtür.

Tahtından sökülen imparator 1846’da İngiliz ressam John Everett Millais tarafından yapılan bu tablo, İnka İmparatoru Atahualpa’nın Francisco Pizarro tarafından tahtından indirilmesini resmediyor.

Amerika kıtasının yağması, Avrupa’da feodalizmin yıkılması için koşulları da olgunlaştırdı. 16. yüzyılda Avrupa’ya akan birkaç bin ton altın ve gümüş, geleneksel düzeni sarsan bir enflasyona neden oldu. Para sahipleri ve tüccarlar serveti ele geçirmeye ve dolayısıyla devlet erkinde daha büyük bir pay sahibi olmaya başladılar. Ticari sermaye her türlü imalat ve üretimi teşvik etti; bunların bir kısmı üretken sermaye haline dönüştü.

Batı Avrupa’da kentler gelişir ve feodalizm sarsılırken, Doğu Avrupa’da tam tersi oldu. Kentler zayıfladı, köylü üzerindeki feodal baskı yoğunlaştı. Osmanlılar ise bu enflasyon karşısında şaşkın kaldı. Üretimini koruyamadı ve hızla bunalıma girdi.

Bunun yanında doğal afetler, aşırı nüfus artışı, ticaret yollarından gelen gelirin coğrafya keşifleri nedeniyle Batı’nın eline geçmesi gibi nedenler de vardır. Ancak Osmanlıların 16. asırdaki en şaşaalı devrinde içten içe yıkım başlamış, Anadolu’da dirlik ve düzen bozulmuş, eşkıyalık artmış, ovalardaki nüfus dağılmaya, dağlara çekilmeye başlamıştı. 16. yüzyılın son yıllarında Anadolu’nun büyük bölümünde devlet egemenliği fiilen kalmamıştı.

Okyanus ötesinde başlayan yağma fırtınasının dalgaları, bizim kıyılarımıza çok fena vurmuştu.