Çok dilli, çokkültürlü, çok dinli şehirlerde zaman zaman çekişmeler hatta çatışmalar yaşanır. İstanbul gibi buna alışık şehirlerde, çatışmalardan ziyade bir araya gelişler görülür; ama belki de tarihçiler, gazeteciler, çekişmeleri-çatışmaları daha cazip görürler. 18. yüzyılın ikinci yarısında Kütahya’da üretilen, biri Suna İnan Kıraç Koleksiyonu’nda, diğeri Düsseldorf Hetjens Müzesi koleksiyonunda bulunan iki sürahi üzerinde, biri Müslüman diğeri Ortodoks Hıristiyan din adamı, böylesine sevimli bir örnek teşkil etmektedir.

Benzer karşılaşmalar günümüzde de yaşanıyor. İstanbul Cibali semtinde börekleri ve kurabiyeleri ile tanınan Hamur İşi Cafe’de rastgele yan yana gelen Aynaroz Manastırlarından bir rahip ile İslâmi ilimleri öğrenen medrese talebesini yan yana görünce bir fotoğraflarını çekmek istedim. Kabul ettiler. O arada rahip bey cebinden küçük bir resim çıkardı. Yan yana oturan bir molla ve bir keşiş konulu bir gravürdü. Burada da sanatçı gördüğünü mü ya da görmek istediğini mi resmetti bilemem ama fotoğraflarını çekerken onlar da bu gravürü ellerinde tuttular. Maalesef gravürün sanatçısını tespit edemedim. Bu topraklardaki tarihsel ve güncel birlikteliğin güzel bir örneği.