Bugün bir provokasyon olduğu herkes tarafından kabul edilen, 40’ın üzerinde insanın öldüğü 1 Mayıs 1977 katliamı, 1960’lı yıllardan beri yükselen solun hızını bir anda kesti. Taksim’deki bu trajik hadiseden sonra Türkiye adım adım 12 Eylül darbesine doğru yol alacaktı.

Sol hareketin önünü kesmek için yapılan 12 Mart 1971 askeri darbesi, solun yükselişine engel olamamıştı. 1973 seçimlerine o güne dek görülmemiş solcu vaatlerle giren CHP birinci olmuş, sosyalist sol gruplar, darbenin cezaevlerine tıktığı kadroların 1974 affıyla serbest kalmasıyla yeniden ve daha büyük bir toplumsal destekle örgütlenme faaliyetlerine girmişti. 1970’li yıllarda otomotiv sektörünün büyümesinin de etkisiyle sendikalı işçi sayısı da artıyor ve sınıf sendikacılığı güçleniyordu. Özetle rüzgâr soldan esiyordu.

İlk panik anları Silah sesleri duyulduktan hemen sonra çekilen fotoğraf yaşanan paniğin boyutlarını gösteriyor (üstte). Olayın bir provokasyon olduğu kesinleşmeden önce, katliamın sorumlusunun “Maocular” olduğunu düşünenler vardı. 2 Mayıs’ta Günaydın gazetesi de “Maocu vatan hainleri”ni suçlayan manşetle çıkmıştı (altta).

Cezaevi süreci, sosyalistler için bir değerlendirme ve tartışma ortamı yarattığından çok sayıda yeni örgüt ve yeni “çizgi” de kendini ifade etmeye başlamıştı. 1975’ten sonra sosyalist solda kabaca üç büyük grup oluşmuştu. TKP’nin başını çektiği Sovyetler Birliği’ne yakın gruplar ile Çin Komünist Partisi’ne yakın Maocu gruplar ve bu iki çizgiye de mesafeli olan, THKP-C çizgisindeki gruplar. İlk iki grup birbiriyle kanlı bıçaklıydı ve aralarındaki gerginlik zaman zaman silahlı çatışmaya dahi varabiliyordu.

1977 1 Mayıs mitingini düzenleyen TKP’nin egemenliğindeki DİSK, “Maocu bozkurtlar” adını taktıkları grupların alana gelmemesini istemiş, bu gruplar ise “sosyal faşist” adını taktıkları TKP’ye “Katılacağız” yanıtını göndermişti.

Bu gerginlik ve çatışma söylentilerine rağmen Türkiye tarihinin bu en kitlesel 1 Mayıs’ına 500 bin kişi katıldı.

Saat 19.00 civarında DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşması bitmek üzereyken, Maocu olarak nitelendirilen büyük bir grubun Taksim’e İstiklal Caddesi üzerinden girmeye çalıştığı sırada Sular İdaresi yönünden ve Intercontinental Oteli’nden (Şimdiki The Marmara) yaylım ateşi açıldı. Bu esnada polis panzerlerinin sirenleri açık vaziyette kitlenin üzerine sürülmesi silah seslerinin yarattığı paniği büyüttü. Kısa sürede 40’ın üzerinde insan öldü, 130 kişi yaralandı. Can kayıpları ya kurşun yarasıyla ya panzerlerin altında kalarak ya da panik sırasında ezilerek gerçekleşti.

Yıllar sonra bazı telsiz çözümlemeleri ve polis şeflerinin ifadeleri sonucu olayın plânlı bir provokasyon olduğu anlaşıdı ama failler bulunamadı, hiçbir sorumlu yargılanmadı. Bu büyük provokasyondan sonra sol içi çelişkiler ve bölünmeler hızlandı. Daha da önemlisi, halkın kanlı 1 Mayıs’tan sonra daha mesafeli davrandığı solun yükselişi sona ermişti.