Yazarımız Emin Nedret İşli’nin son kitabı Sahafnâme çıktı. Meslekte 40. yılını dolduran yazarımızı en yakından tanıyanlardan biri, 33 yıllık arkadaşı ve ortağı sahaf Püzant Akbaş. Yol arkadaşının gözünden Emin Nedret İşli, onun sahaflık tutkusu ve Sahafnâme kitabı…

SAHAFNÂME, Emin Nedret İşli, Kırmızı Kedi Yayınevi, 210 sayfa, 28 TL.

Yayın Kurulu üyemiz ve “Sahaftan” köşemizin yazarı Emin Nedret İşli’nin son kitabı Sahafnâme çıktı. İşli’nin meslekteki 40. yılında ortaya koyduğu eser, Türkiye’de sahaflık alanında önemli bir yer tutuyor ve toplumumuzdaki bu kültürün tarihini de aydınlatıyor. Giriş yazısından sonra Mazruf, Kitaphane, Portre ve Efemera olmak üzere dört bölümden oluşan kitap, esas olarak sahafiye malzemelerin hikayesine odaklanmış. Giriş yazısında ise İşli, sahaflığı “kağıt arkeologluğu” olarak tanımlıyor. Emin Nedret İşli’nin ortağı, 33 yıllık arkadaşı sahaf Püzant Akbaş ile sahaflığı, Emin Nedret İşli’yi ve yeni kitabını konuştuk.

Teşekkür Püzant Akbaş, “sahafların böyle kitaplar yazması gerekir” diyor ve Emin Nedret İşli’ye teşekkür ediyor.

On yıllardır devam eden birliktelik söz konusu. Siz Emin Nedret İşli’yi en iyi tanıyanlardan birisiniz. Bize biraz İşli’yi ve sahaflık tutkusunu anlatır mısınız?

Hakikaten Nedret’in hayatında en büyük tutkularından biri sahaflıktır, kitaptır. Bizim  dostluğumuz 1986 yılına kadar uzanır. Ben rahmetli Madam Venetya Konstantinidou’nun dükkânında sahaflığa başladım. Ondan önce de üniversite yıllarında kitap toplardım. Ama profesyonel olarak bakmıyordum işe. 1986’da ticareti bıraktım ve profesyonel olarak sahaflık işine girdim. 1988-1989’du; beraber çalışmaya Nedret’in de o dönem beraber çalıştığı Librarie de Pera (Beyoğlu Kitabevi) şirketinde başladık. Ben dükkân kısmını idare ediyordum, Nedret ise kitap kısmını. Onun Eski Türkçe’si hakikaten çok iyidir, kitap bilgisi keza… Nedret sahaflığa Beyazıt sahaflarında başlamış. Kendisi 1959 doğumludur ama 70’li yıllarda bu işe başlarken, lise yıllarında abisiyle birlikte sahaflarla içiçe, çok yoğun bir kitabiyat hayatı var zaten.

Dostluğumuz daha da pekişti tabii zamanla. 1997’ydi; Nedret Librarie de Pera’dan ayrıldı, Yapı Kredi kitap kısmında çalışmaya başladı. Ben de 2001’de Librarie de Pera’dan emekli olduktan sonra “haydi gel bu işi beraber yapalım” dedik ve Turkuaz Kitapçılığı kurduk. Tabii Nedret benden biraz daha iyidir. Yazma konusunda çok çok iyidir. Oturur yazar. Bu kitabın (Sahafnâme) yapılması çok iyi oldu bence. Çünkü sahafların yazarlık alanını gösteren bir kitapçık elde ettik. Bunun içinde sahaflığın ne kadar güzel yapıldığını, edebiyat tarihimizde ne kadar özel bir yer tuttuğunu gösteren kısa anlatımlar var. Nedret zaten çok güzel konular seçer. Birkaç konu alır, oturur ve çalışmaya başlar; sonra onları tek tek yazıya döker. Öyle güzel bir huyu var onun; yazabilme huyu. Bu alanda tahsillidir zaten, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı. Dolayısıyla o Türk dili; ben Ermenice, Rumca, İngilizce, yabancı lisanlar…

Nedret ile çok iyi tamamlarız birbirimizi. Ben onun “Osmanlıca” işlerine hiç karışmam. O kadar güvenirim ki kendisine, onun bilgisine… O da bana aynı şekilde, benim Ermenice işime hiç karışmaz. Tabii birbirimize danışırız kendi alanımızda, birbirimizin alanında… Bu işi, sahaflığı, Nedret’in de dediği gibi “nağme” gibi yapıyoruz…

Kağıt arkeoloğu Emin Nedret İşli, giriş yazısında tutkunu olduğu mesleği sahaflığı “kağıt arkeolojisi” olarak tanımlıyor.

İşimizi seviyoruz; 32 senedir bu işi yapıyorum. Bu iş insanı öyle büyük para sahibi yapmaz ama keyif verir. İşin size verdiği tat çok güzeldir. Bir kitap bulsam ben, aradığım bir kitap olsa bu, bana o kadar güzel etki eder ki… Ben tek bir Ermenice yazma için buradan kalktım ta Kemaliye’ye Eğin’e gittim, gençliğimde.

Turkuaz’a gelince… Turkuaz hakikaten uluslararası akademik çalışmalarda; Türkçe, Eski Türkçe, bilhassa Osmanlılar’ı anlatan yabancı kitaplarda çok iyi durumdadır. Onlara, bilhassa Japon üniversitelerine, Amerikan üniversitelerine, Avrupa üniversitelerine nadir Eski Türkçe kitaplar konusunda bir başvuru kaynağıdır burası. Bunlardan kim yararlanmak isterse bize müracaat eder. Dünya çapında araştırmacılara, akademisyenlere kaynak sağlarız; bazen de bize bilgi danışırlar Amerika’dan, Japonya’dan. Türkiye, Osmanlı ve Bizans konusu, Ermenice araştırmalar bizde öne çıkan konulardır.

Sahaflık bir tutku mesleği. Kitabın hemen başındaki giriş yazısında Arslan Kaynardağ’dan bir alıntı var. “Mesleğin manevi zevki”nden sözediyor. Nedir bu tam olarak?

Arslan Kaynardağ, bilhassa Beyazıt sahafları… Nedret’in gençliğinde sahaflığa başlamasına önayak olmuş sahaflardır bunlar. Arslan Kaynardağ’lar, İsmail Özdoğan’lar, Nedret’in hayatında önemli yer tutar. Benim de hayatımda Madam Venetya’nın, Madam Nomidis’in oluşu gibi… İsmini saydıklarımızın hepsi rahmetli oldu şimdi.

Sahaf, araştıran, bulan ve gelip müşterisine onu ulaştırandır. İkinci el kitapçılıktan başkadır. Siz diyelim gelirsiniz sahafa, dersiniz “ben filanca araştırmayı yapıyorum bana nasıl yardımcı olabilirsiniz?” Biz de önce elimizdekini sunduktan sonra deriz ki “bundan sonra ne kadar vaktiniz var?”. Ve o süre zarfında tüm eksikleri tamamlamaya çalışırız. Yardım, sahafın öncelikli işidir. Yazara da, araştırana da, kitap sevgisi olana da… Ben de Nedret de böyleyiz; sizin mesela çalışma alanınızda elimize geçen herhangi bir şeyi size ulaştırmayı görev biliriz.

Sahafın bilmesi gereken şeyler vardır sonra… Benim de Nedret’in de evinde çok güzel birer kütüphanemiz vardır. Tutkumuz büyüktür; sözkonusu olan binlerce kitaptır. Ben hayatımda hiçbir zaman hiçbir kitabı zararlı görmedim. Onun yanında, gravürler, haritalar, dergiler, kitaplar, yazılı-basılı ne geçmişse elimize, buradadır, Turkuaz’dadır. Biraz da insanları bu işe alıştırabilmektir, sevdirebilmektir buranın gayreti.

Burası yayıncılık da yapan, müzayedeler mezatlar da düzenleyen, sahaflığı tam anlamıyla gerçekleştiren bir kurum. İşli’nin son kitabı Türkiye’de sahaflık alanında neyi temsil ediyor?

Sahafnâme’de, “Bir kitap kurdunun metruk olmayan evrakından” deniyor zaten. Evrak hakikaten çok mühimdir. Bugüne kadar çok şey yakılmış, kâh imha edilmiş kâh SEKA’ya gönderilmiştir. Bunlara yazık günah olmuştur. Bizim gözümüzde bu, bir cinayete bedeldir.

En nadir malzemeler Son Halife Abdülmecid Efendi’nin Tanzimat paşalarından şair, yazar ve devlet adamı Sami Paşazade Sezai Bey’e gönderdiği bir resmi. Resimde “Sergüzeşt müellifi Sezai Bey Efendi’ye: Resmim pişgâh-ı dêha’nda durdukça Osmanlı edebiyatında şâh-eserler ilavesini senden musırrâne taleb eyler.” diye not düşülmüş. Kitapta, Emin Nedret İşli’nin “hiç bilinmeyen ve hiçbir yerde yayınlanmamış” diye eklediği bunun gibi birçok nadir sahafiye malzeme fotoğrafı ve hikayesi birlikte yer alıyor.

Ben 69 yaşındayım. Önümüzdeki zaman ne gösterecek bilemem tabii, onu yukarıdaki bilir.

Nedret’in elinde daha bu kitabı devam ettirebilecek çok malzeme var. Onun çalışmaları zaten bununla sınırlı değil. Kitap, bu mesleğin dününü-bugününü biraraya getiriyor.

Nedret’le o kadar çok hikayemiz var ki… Zaten bütün hafta sabah 10.30-11.00’den akşam saat 06.00’ya kadar hayatımız beraber geçiyor. Birbirimize de bunları anlatırız. Bazen güzel şeyler, bizi güldüren şeyler bazen de üzen şeyler.

Mesela ben size henüz 15-20 gün önceki bir şeyi anlatayım. Ben burada oturduğum yerde rahatsızlandım. Tansiyonum yükseldi, şeker… Bir gıda zehirlenmesi oldu aslen. Terledim. Nedret koridorda gidip geliyor, ben onu görüyorum o beni görüyor. “Püzant neyin var?” dedi bana. “Nedretciğim” dedim, “hemen aşağı in, bizim girişteki doktorları al gel”. Bizim aile doktorlarımız var orada. İki dakika sonra doktorlar yanımdaydı. Kendisi de burada başımda bekliyor. Her şeyimi çıkardı benim üzerimden, saatimi, onu bunu falan. Ambulans çağrıldı. Ambulansta yanımdaydı; akşam beni hastaneden çıkarana kadar başucumdaydı. Yoldaşız biz birbirimize.