Devlet kurmadan yaşayan soylar, yani aşiretler, Türk tarihinde sıkılıkla gördüğümüz yapılardı. Türklerde 1500 yıllık devlet geleneği de, kabile ve aşiretlerin yarattığı farklılık ve zenginlik de vardır.

Gazete haberlerinde “aşiret devleti” veya “kabile devleti değiliz” ifadelerine sıklıkla rastlamak mümkün. Bu sözleri aslında “güçlü devlet geleneği” ifadesinin “derme çatma bir siyasi oluşum”la arasına bir ayrım koyma ihtiyacına bağlayabiliriz.

Gerçekten de Türklerde devlet geleneğinin en az 1500 yıllık bir geçmişi vardır. Bu kadar uzun yıllık bir tecrübenin tek tip bir devlet ortaya çıkarmaması da doğaldır ve oluşan farklı tipler bizim siyasi kültür hazinemize katkıda bulunurlar. Aslında tek tip devlet olmadığı gibi, tek tip “aşiret” de yoktur.

Biz farkında olmasak bile, dilimiz bu farklı tipler arasında ayırım gözetir. Örneğin bugün Türkçemizde aşiret dediğimizde, Türkiye’nin doğusunda ve güneydoğusunda soy yani akrabalık ilişkileri içinde yaşayan vatandaşlarımız akla gelir. Sözkonusu aşiretler yerleşik gruplardır. Öte yandan yörük dersek, daha çok Türkiye’nin batısında veya güneyinde eskiden göçebe olarak yaşamış olan Yörük cemaatlerinin torunlarından bahsetmiş oluruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde artık boy, kabile kalmamıştır.

Kadim Türk devlet adamı Tunyukuk da, 8. yüzyıl başında kendi zamanından söz ederken “artık bod (boy) kalmadı” demektedir. Gerçekten de 630 yenilgisinden sonra doğup büyüdüğü muhit, Çin’deki Tang sülalesi tarafından belli bölgelere yerleştirilen Kadim Türk gruplarından oluşuyordu. Bu sözlerden gördüğümüz gibi, akrabalık ilişkilerine dayanan topluluklar hep aynı biçimde kalmamışlar, örneğin dağınık bir şekilde göçe zorlanmak veya teşvik edilmek veyahut da yerleştirilmek suretiyle akrabalık bağlarını kaybederek değişim göstermişlerdir. Bu politikalar tarih boyunca gördüğümüz bir olaydır ve Kadim Türk, Çin ve sonra da Osmanlı devletlerinin uyguladıkları bir yöntemdir.

Devlet geleneği içindeki ilk düzenlemeleri daha ayrıntılı bir şekilde gözleyebildiğimiz Kadim Türkler zamanında karşımıza çıkan boylarda, akrabalık yalnız sosyal ilişkileri belirlemezdi; bunlar aynı zamanda siyasi ve ekonomik faaliyetleri de düzenleyen birimlerdi. Tunyukuk “boy kalmadı” derken, bunların artık kendi başına bir birim olamadıklarından söz etmektedir. Boylar genellikle soy diyebileceğimiz alt birimlerden oluşurlardı. Eğer Kadim Türkler gibi bir devletin idaresini kabul etmiş veya onlara boyun eğmişlerse, boylar kendi içişlerinde özerk bir idare sergiler, tâbiyetini kabul ettikleri devlete asker ve vergi verirlerdi.

Bazen soylardan biri, Uygurlar örneğinde olduğu gibi, birlik içindeki diğer soylar üzerinde hâkimiyet tesis ederek yeni bir devlet kurabilirdi. Yani yaygın “aşiretten devlete” söylemi, yerleşik oldukları ve medeniyete katkılarından dolayı gurur duyduğumuz Uygurlar’a yakışır.

Ancak bu durum, en yaygın devlet kurma şekli değildi. Daha yaygın olanlar, soylarından ayrı düşmüş veya ufak gruplar halinde parçalanmış kitlelerin bölükler şeklinde bir lider etrafında toplanmaları ile oluşurdu. Merkezdeki bu liderden “kağan” diye bahsedildiği Orhun kitabelerinde, bu kitlelerden de “bodun” diye sözedilmektedir. Bu oluşumlarda kağanlar yalnız savaşçı bölüklere değil, Dokuzoğuzlar gibi üreticilere de dayanıyordu. Kadim Türk oluşumunun gücü, bu iki zümreyi tek bayrak altında toplayabilmiş olması idi. Bu model daha sonraki oluşumlar için referans noktası olmuştur. Uygurların kurduğu Yağlakar soyunun başı çekip diğer soyları hâkimiyeti altına alma modelinin ise Kadim Türk modeline bir tepki şeklinde gelişmiş olduğunu düşünmek mümkündür.

Bir de aşiretler, yani devlet kurmadan yaşayan soylar vardı. Bunların varlığından daha çok kağanlığa isyan etmeleri veya karşılaştıkları durumlar çerçevesinde göç yoluna düzülmeleri veya göçe zorlanmaları dolayısıyla haberdar oluruz. Onlar vergi vermeyen kağanlık bölükleri gibi hayatlarını savaşçılık ile değil üreticilik ile kazanır, kendilerine dokunulmadıkça başkalarına pek ilişmezlerdi. Daha çok doğudan batıya göç etmiş olan bu soy grupları, batıda İslâmiyet ve dolayısıyla Arapçanın etkisi ile aşiret olarak bilinmişlerdi: Halep Türkmenleri, Türkmen aşiretleri gibi…

“Cahil kız çeyizine hep tekerlek örneği işler” ifadesi, oluşumlara tek tip olarak bakmanın zenginliğe işaret etmediğini gösterir. Oysa farklılıklar zenginlik yaratır.