Osmanlı döneminde 2 Haziran 1877’de hazırlanan ilk seçim kanunu, 1908’de yeniden Meşrutiyet’e dönüldüğünde uygulamaya konulmuş; otuz yıl aradan sonra 17 Aralık 1908’de açılacak olan Meclis-i Mebusan, kimi değişikliklerle bu kanuna göre seçilmişti. Bu kanun Cumhuriyet döneminde de uygulandı ve seçmenler milletvekillerini doğrudan seçme hakkına ancak 1946’da kavuştular, ama tartışmalar sona ermedi. 

İlk seçim kanunumuz Meclis-i Mebusan tarafından 140 yıl önce, 1877’nin Mayıs ayında yapılmaya başlandı ve Haziran başında tamamlanarak Meclis-i Ayan’a sunuldu. Ama Ayan Meclisi kanunu tümüyle kabul etmeyecek, ertesi yıl da herhangi bir gelişme kaydedilemediğinden, Meclis-i Mebusan’ca hazırlanan kanun taslağı ancak II. Meşrutiyet’te kanun hükmü kazanarak uygulamaya konulacaktı. 

1876 yılı sonlarında ilk Anayasamızı hazırlayan komisyon, bir de seçim kanunu hazırlamıştı. Ancak bu kanunun mutlaka Meclis-i Mebusan’da görüşüldükten sonra kabul edilmesi istendiğinden, 1877 Mart’ında açılan ilk Meclis genel bir seçim sonucunda ortaya çıkmamış, 2 Kasım 1876’da vilayetlere gönderilen özel ve bir defaya mahsus bir talimata göre yapılmıştı. Fakat vilayet meclislerinin kendi içlerinden seçtikleri mebuslarımız, Meclis-i Mebusan açıldıktan sonra ilk işleri arasında bu kanun taslağını da ele aldı. Kendilerine Meclis açılırken basılı nüshalar dağıtılmış olan mebuslar, kanun taslağını görüşmeye 7 Mayıs 1877’de başladılar. Birçok ilginç fikir öne sürüldü. Örneğin, sayıları az da olsa bazı mebuslar, genel oy hakkı istediler. Bu istek kabul edilmediyse de, 2 Haziran 1877’de tamamlanan görüşmeler sonunda ortaya çıkan kanun metninde, Cumhuriyet döneminde bile ancak 1946’da uygulamaya koyabileceğimiz bir özellik olan tek dereceli seçim kaydı bulunuyordu. 

Henüz Ayan Meclisi’nin bu kanun taslağını Mebusan Meclisi’ne geri gönderirken öne sürdüğü itirazların tümünü bilemiyoruz. Bunları bize gösterecek belgeler Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde bulunup çıkarılmayı bekliyor. Ama Meclis-i Ayan’ın beğenmedikleri arasında tek dereceli seçimin ön sıralarda, belki de en ön sırada olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz, zira bu konu II. Meşrutiyet’in başlarında da sorun olmayı sürdürecektir. Meclis-i Mebusan zabıtlarından anlaşıldığı kadarıyla Meclis-i Ayan, itirazlarını çabuk bildirmiş, zira 14 Haziran 1877 tarihli Mebusan Meclisi toplantısında bunların bazıları tartışılıyor. Örneğin, devlete vergi borcu bulunanların da mebus seçilip seçilemeyeceğine ilişkin uzun bir tartışmaya tanık oluyoruz. Ne var ki bu tartışmalar bir sonuç vermiyor, çünkü Meclis-i Mebusan kısa bir süre sonra, 28 Haziran’da kapanıyor. 

Garip bir şey, Meclis-i Mebusan’ın Aralık 1877 – Şubat 1878 dönemindeki ikinci toplantı yılında seçim kanunundan hiç bahsedilmemiş olması. Maalesef bu konuda da elimizde ciddi bir çalışma yok. 93 Harbi’nin korkunç sonuçları ve başka bir yığın iş, seçim kanununun görüşülmesinin önüne geçmiş olabilir. Ayan Meclisi’nin itirazları karşısında mebusların fazla uğraşmadıklarını, ne de olsa 1876 Anayasası’nın mebuslara ciddi bir yasama hakkı tanımadığını da düşünebiliriz bu sessizlik karşısında. Ancak seçim kanunu taslağı, II. Meşrutiyet’in ilk günlerinde büyük gürültü kopartacaktır. 

Abdülhamit’in seçim kanunu onayı 
Seçimlere ilişkin Sadrazam Sait Paşa tarafından imzalanan Bakanlar Kurulu kararını padişaha sunan yazı ve Başkatip Tahsin Paşa’nın padişahın da kararı onayladığına dair yanıtı (31 Temmuz 1908). 

23 Temmuz 1908’de Meşrutiyet’e dönüldüğünde ilk yapılan işlerden biri seçim yapılacağının ilanıydı. Ancak Sadrazam Said Paşa, vilayetlere gönderdiği emirde, seçimlerin 2 Kasım 1876 tarihli talimata göre yapılacağını söylemişti. Birçok vali ve mutasarrıf, yazdıkları cevap telgraflarında bu talimatın Anayasa’ya aykırı olduğunu hatırlattılar. Ama asıl tepki İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden geldi. Devrimin önderliğini üstlenmiş olan cemiyet, 1877’de hazırlanan ama kanun hükmü kazanmamış olan metinden haberdardı ve seçimlerin bu metne göre yapılmasını istiyordu. Aşağı yukarı bir hafta süren çekişmeden ve İttihat ve Terakki’nin halk ve silahlı kuvvetlerle İstanbul üzerine yürüme tehdidinde bulunmasından sonra Said Paşa teslim bayrağını çekti ve 31 Temmuz günü beş kişiden oluşan bir komisyonun Başbakanlık’ta toplanarak 1877 tasarısını gözden geçirmesi kararı alındı. Padişah’ın onayıyla işe koyulan komisyon iki gün içinde görevini tamamladı ve bazı değişikliklere uğrayan tasarı 2 Ağustos 1908 günü padişah II. Abdülhamid’in de onayıyla kanun hükmünü kazandı. Otuz yıl aradan sonra 17 Aralık 1908’de açılacak olan Meclis-i Mebusan, bu kanuna göre seçilmiştir. 

Kanunun ilginç başka özellikleri de var tabii. Bunların başta geleni, bazı değişikliklere uğramış olsa da Cumhuriyet döneminde de bu kanunun uygulanacak olmasıdır. Yani kanunun oldukça uzun ömürlü olduğunu söyleyebiliriz. Başka bir özelliği de, Bâb-ı Âlî’de kurulan inceleme komisyonunun tek dereceli seçim kayıtlarını değiştirmiş ve iki dereceli seçimi benimsemiş olmasıdır. O sıralarda bazı İttihatçılar bunu beğenmemiş, ama bir an önce seçime gidilip Meclis’in sonbaharda açılabilmesi için seslerini pek çıkarmamışlardı. Daha sonra ise devrim politikası öne geçeceği ve parti diktatörlüğü kurulacağından, iki dereceli seçim çoğunluğun işine gelecekti. Bu durum 3 Nisan 1923’te genel oy hakkına geçildiğinde de sürecek ve Türkiye’de seçmenler doğrudan doğruya milletvekillerini seçme hakkına ancak 1946’da kavuşacaktı.