Haydar Mirza Duğlat’ın tarif ettiği Moğulistan’ın, bugünkü Moğolistan Cumhuriyeti sınırları ile ilgisi yoktur. O, Kaşgar merkezli kendi ülkesinden “Moğulistan” diye söz etmiştir. Tarihi coğrafya ile öğrenirken, o coğrafyaya nereden bakıldığı da önemlidir.

Okulda, “tarih zaman ve mekan işidir” diye öğrenirdik. Zaman tamam da, me kanı coğrafya olarak değil, sadece bilgiolarak öğrendik. “Nerede?” sorusunun cevabı, ya şehir ya ülke olurdu.

Coğrafyanın değişen ve değişmeyen yanlarını hiç öğrenmedik. Aslında en değişmeyenler dağlardır. Akarsular mecralarını değiştirebilir. Örneğin bugün sadece Aral Gölü’ne akan Amuderya’nın, bir zamanlar Özboy adında bir kolu vardı ve bu Hazar Denizi’ne akıyordu; 16. yüzyılın sonlarında artık kurumuştu.

Öte yandan konum değiştiren göller de vardır; örneğin Taklamakan çölünün doğusundaki Lobnor gölü gibi. Zamanla gölün yatağı kaydığı için Sven Hedin bu göle “Wandering Lake” (seyyar göl) demişti.

“Su akar yolunu bulur” derken, suyun kayarak yol ve yer değiştirdiğini anlar ve biliriz. Ama ülkeler kayar mı? Tarihte buna en güzel örneğini Moğolistan ile Moğulistan arasındaki fark oluşturur. Batı literatüründe Latin harflerinin bir cilvesi ile oluşan bu farklı yazım şekli, Arap harfleriyle yazılan dillerde görülmez. 16. yüzyılın ortalarında Keşmir’de hükümdarlık yapmış olan Haydar Mirza Duğlat, kendi yurdu konusunda bizi aydınlatır. Aslında aydınlatırken de şaşırtır. Onun zamanında Moğulistan’ın sınırları batıda Taşkent’ten, Sırderya’nın aşağı vadileri yoluyla bugün Tacikistan’da bulunan Hocend’in biraz kuzeyinden geçer; Kırgızistan’ın kuzey taraflarındaki Talas vadisi üzerinden Balkaş gölü civarından Tarbağatay dağlarına dayanırdı.

Kısacası Haydar Mirza Duğlat’ın tarif ettiği Moğulistan’ın, bugünkü Moğolistan Cumhuriyeti sınırları ile ilgisi yoktur. O, Kaşgar merkezli kendi ülkesinden “Moğulistan” diye sözetmiştir. Aslında bugünkü Moğolistan’dan, Çinggis Han döneminden sonra Müslüman olan ve Türkçe konuşan Orta Asya’nın batısındaki ahali tarafından “uluğ yurt” diye sözediliyordu. Ama Haydar Mirza’nın bugünkü Moğolistan bölgesini içeren bölgelere de Moğulistan dediğini görüyoruz. Onun için her ikisi de Moğulistan veya Moğolistan’dı. Ancak burada Taşkent’e kadar uzanan bir Moğolistan’dan sözedildiğine dikkati çekmek gerekiyor.

Bu çerçevede haritaya dikkatle bakınca, burada aslında bugünkü Moğolistan’ın batı ve güneybatısından Taşkent’e kadar uzanan ve 4045. enlemlerden geçen bir step kemeri olduğunu görüyoruz. Sanki bu bölge otlaklar ve step açısından bugünkü Moğolistan’ın bir uzantısı gibi gözüküyor. Bu açıdan bakınca 13. yüzyılda ve sonrasında bütün bu bölgeye Moğolistan denmiş olduğunu anlıyoruz. Nitekim 1400’lerin başında Emir Temür’ü ziyaret etmiş olan İspanyol elçisi Clavijo da Amuderya’nın doğusundan Moğolistan diye bahsetmektedir. Öte yandan Haydar Mirza Duğlat, bu bölgenin yerleşim yerleri olarak bugün Kırgızistan’da olan Balasağun’u ve yine bugün Urumçi’nin kuzeybatısında olan Gulca şehrini de saymaktadır.

Görülüyor ki Clavijo ve Haydar Mirza Duğlat için Moğolistan, bizim bugün bildiğimizden çok daha geniş bir alanı kapsamaktadır. Daha sonra bu bölgeler yeni kurulan Moğol devletinin batıya uzanan toprakları, yani Moğolistan olarak bilindi. Burası Çinggis Han zamanında yapılan ilk üleştirmede Çağatay Han’ın hissesine düşen bölge idi. 1252 ile başlayan Möngke Han döneminden sonra memleket genişledi ve Büyük Kağanlık (Çin), İlhanlılar (İran), Altın Orda ve Çağataylılar adları ile yeni bir üleşim gerçekleşti.

Duğlat ve Clavijo’ya bakarsak, Çağataylılar kendi ülkelerine Moğolistan demeye devam etmişlerdi ama İlhanlılar İran’a Moğolistan demediler. Nitekim Reşideddin (14. yüzyıl) “Bugün Moğolistan denilen bölge Uygur ülkesi sınırlarından Hıtay (Çin) ve Mançurya’ya kadar uzanır” demekle İran’dan gözüken Moğolistan’ı anlatır bize. Bu Moğolistan ise bugünkü Moğolistan Cumhuriyeti’ni ve ÇHC’deki İç Moğolistan’ı kapsar. Demek ki tarihi coğrafya ile öğrenirken, o coğrafyaya nereden bakıldığı da önemlidir.