Türkiye yaklaşık 2 aydır sosyal medya üzerinden yayılan ve devlet kurumlarını, siyasetçileri, bürokratları, gazetecileri kuşatan yasadışı faaliyet iddiaları; kara para, rüşvet ve bunların hepsini “düzenleyen” mafya yapılanmaları ile çalkalanıyor. Dünyada ve Türkiye’de, Batı’da ve Doğu’da, tarihten günümüzün “ahbap-çavuş kapitalizmi”ne paranın ve adaletin-adaletsizliğin serüveni.

Rezilliğin tarihi üzerine çalışırken maddi teme­li üzerinde durmaktan ziyade karakter analizlerine girişilebilir. Lakin mülkiyetle ilgili herhangi bir konuda ko­nuşurken ilk akla gelen, işin ekonomi politiğidir. Korsanlık, ticari kapitalizm döneminde sermaye birikiminin vazgeçil­mez dayanaklarından biriydi. İnsanların aşırı çalıştırılması, kırsal kesimdeki küçük üreti­cinin çökmesi, sömürgelerin talan edilmesi “gasp” yoluyla sermaye birikiminin yollarıy­sa, korsanlık ve köle ticare­ti de buna eklenmelidir. Para varsa ve çoğalmak istiyorsa, feryat “Meşruiyet bizi boğu­yor”dur. Meşruiyet sanıldığı­nın aksine alt sınıflardan çok, az zamanda büyük servetler yapmanın peşinde olanların kabusudur.

Kumar, haraç, eğlence ve fuhuş gibi sektörlerin cürüm sanayiine ait olduğu genel ola­rak kabul görür. Ardından bir çeşit turizm ve kimi lüks otel işletmeleri gelir.

Para varsa “ak”ının yanı­sıra “kara”sı da vardır. Ancak kara para karanlıkta kalınca kendini sınırlamış olur; do­layısıyla “normalleşme” için yeni sahalara ihtiyaç duyulur. Bayındırlık, inşaat, taşıma, emlakçılık, ithalat-ihracat, araba galerisi, örneğin ABD’de ve birçok ülkede mafyanın at oynattığı alanlardır. Belle­ğimizi zorlamadan “yerli ve millî” örnekler de bulabiliriz.

24 Ocak 1993’te evinin önünde katledilen gazeteci Uğur Mumcu, hayatının son yıllarında uyuşturucu ve silah kaçakçılığına odaklanmıştı.

Kara paranın kaynağının çeşitliliği, şişkinliği bütün ya­sal yaptırımlara rağmen gi­derek artıyor. Özellikle devlet kaynaklarının kayırmacılık ilişkileri içinde harcanma­sının öne çıktığı “ahbap-ça­vuş kapitalizmi” döneminde, “devlet, iş hayatı ve cürüm” arasındaki ilişkiler giderek gi­rift hâle gelmekte. Devlet ku­rumlarının şu veya bu şekilde yol vermediği bir uyuşturucu kaçakçılığının pek mümkün olmadığını, artık dünya-âlem biliyor. Ancak bu kanallardan elde edilen paraların aklan­masının da yine meşru kanal­ların açılması için gerektiği de eklenmeli. Aklanan paraların sisteme dahil edilmesine, biz­de görece yeni olsa da örne­ğin ABD’de 40 yıldır rastlan­makta.

Öte yandan devletlerin de aleni olmayan faaliyetleri için kullanacağı aygıtların kaynakla­rı da, bütçede açık açık gösteri­lecek değildir. Şili’de Allende’yi deviren darbenin arkasında, CIA ve Pentagon’un destekledi­ği ITT olduğu biliniyor.

ABD deyince, devletin “ör­gütlü suçla” yakın ilişkisine dair kimsenin şüphesi yok. Küba’da Domuzlar Körfezi çıkarması (1961) mafya ile birlikte yürü­tülmüştür. Uzakdoğu’dan Batı dünyasına eroin trafiğinin en azından bir kısmının CIA ara­cılığıyla yürütüldüğüne dair ra­porlar vardır.

Siyasette paramiliter yapı­lanmaların, durumdan vazi­fe çıkaranların belirdiği yerde, devletlerle suç örgütleri arasın­daki ortak yaşam kaçınılmaz. Latin Amerika’da uyuşturucu kaçakçılığının bir dizi ülkenin en önemli ihraç kalemi olduğu ve bunun da ancak devlet ricali ile bir tür işbirliği içinde ger­çekleşebileceği gerçeği hatır­lanırsa, devlet ile organize suç örgütleri arasındaki ortak ya­şamın zemini anlaşılır. ABD dı­şında da bu tür işlere bulaşacak her devletin örgütlü suç ile bir tür ortak yaşam kurması kaçı­nılmazdır.

Bu işte bir de emekliler me­selesi var! Cezayir Savaşı sı­rasında merkezin politikasına karşı çıkan OAS’a karşı De Ga­ulle’cüler SAC diye özel bir teş­kilat kurmuşlardı. Daha sonra bu teşkilat, bu “tür işleri” kendi çıkarı için yapmaya başladı. Bir dönem için “kahraman” adde­dilenler, şartlar değişince “adi suçlu” olabiliyor ya da kahra­manlar “organize suç örgütü lideri”ne dönüşebiliyor. Bu tab­loya, solculukla başlayıp kendi hesabına çalışanları da dahil etmek mümkün. Tabii eski as­kerlerin oluşturduğu güvenlik şirketlerinin özellikle ulusla­rarası operasyonlarda yeri ve finansmanı da bu kalemde ele alınabilir.

Operasyon PBSUCCESS CIA’in desteği sayesinde 1954’te kurduğu askerî cuntanın başına geçen eski Guatemala Devlet Başkanı Albay Carlos Castillo Armas ve arkadaşları…

Suç örgütlerinin toplumda­ki yeri (tıpkı suç gibi), toplum­sal yapıyla da yakından alaka­lı. “Ahbap-çavuş kapitalizmi” önceki dönemlerden daha farklı ama daha kapsamlı bir biçimde “meşruiyetin” sınırlarını zorla­makta (Meşruiyet sınırları için­de hareket kabiliyeti tıkandıkça sınırın ötesine geçilir).

Paradoksal olan, son 40 yıl­da genel olarak devletlerin sos­yal harcamalarını kısıp güvenlik harcamalarını alabildiğine ar­tırmasına rağmen; “örgütlü suç” alanının genişlemesi ve bunla­rın devletle ilişkilerinin serpil­mesidir. Oligarkların hakim ol­duğu eski Sovyet ülkelerinde bu “ortak yaşam” çok daha net bir biçimde gözükürken, dünyanın kutuplarındaki çoğalmaya pa­ralel olarak belli ki yeni merkez adayları da peydahlanmakta. “Ahbap çavuş kapitalizmi”nin amiral gemisi özelleştirmelerin kütüğüne bakıldığında, bir an­da beliren ve bir başka anda da ortadan kaybolan yani siyasetle ilişkili olduğu kadar “organize” de olan hüdayi nabit (kendiğin­den yetişip büyüyen) işadamla­rına sıkça rastlıyoruz.

Küreselleşme yalnızca ser­mayenin yeniden yapılanması­na yol açmadı; cürüm de yeni­den yapılandı, buna uygun ay­gıtlar da.