İstanbul’un ünlü semti, çoğu kez ve artık doğal olarak “nostaljisiyle” anılıyor. Ancak Beyoğlu’nun en gözde, en kalabalık ve her anlamda şehrin merkezi olduğu dönemlerde de burayı kötüleyen, sakinlerini ve ziyaretçilerini kötü gösteren kitaplar vardı. Bir anti- Beyoğlu seçkisi…

Salah Birsel’in başyapıtlarından biri olan Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu kitabının başlığı gibi, yitip giden kaybolan güzellikleriyle, sanat-sinema-kültür hayatı ve zarif kişilikleriyle meşhur bir semtten bahsetmeyeceğiz. Beyoğlu yaşantısına, eğlence hayatına eleştirel gözle bakan, Beyoğlu aleyhinde kitaplardan sözedeceğiz!

İlk kitabımız “Sefahât aleminin ananesini gösterir bir eserdir” üstbaşlığıyla yayımlanan Beyoğlu Âlemi isimli eski Türkçe kitaptır. “Ciddî, Hakikî, İbretâmiz Vekâyi” kaydıyla basılan eserin yazarı belli değildir. Yazarının G. R. imzasını attığı dışkapakta, yabancı bir kartpostaldaki o döneme göre müstehcen sayılan bir hanım fotoğrafı vardır. “Beyoğlu safahat âleminin bütün safahâtını musavver” olduğu belirtilen bu eserin önsözünü, N. K. başharfleriyle imzalayan Naci Kasım Bey yazmıştır. 1928 öncesi yayımladığı bu kitabın bir benzerini Maarif Kitaphanesi sahibi Naci Kasım Bey yıllar sonra 1945’te yine isimsiz olarak yayımlayacaktır. “Sefahât, Hayganuş’un Hânesinde” başlıklı tek bir hikâyeden oluşan metnin sonunda “Bakiyesi ikinci ciltte” denilmektedir.

İkinci kitabımız ünlü romancı Mahmud Yesari’nin oğlu Gazeteci Afif Yesari’nin kaleme aldığı İşte Beyoğlu kitabıdır. “Bilmediğiniz taraflariyle Beyoğlu’nun gece hayatından sahneler” altbaşlığı ile 1950’de basılan bu kitap, gazeteci Seyfeddin Orhan Çağdaş’ın (1917-1983) önsözü ile başlamaktadır. “İşte Beyoğlu” başlıklı yazıdan bir bölüm şöyledir:

“Geceleyin Beyoğlu, çoğumuzun tanımadığı bir kisveye bürünür. Gündüz gelip geçtiğimiz bu cadde, bize yabancı gelecek kadar değişmiştir. Tünel’den Taksim’e uzanan cadde üzerinde, acayip isimli bir sürü bat ve kokteyl salonu her gece yeni bir maceraya hazırlanır. Keseleri mahsul paralarını hâmil taşralılardan, dans ve avantür(!) meraklısı delikanlılara kadar bir yığın insan, eğlence ihtiyaçlarını karşılamak üzere emirlerine amade bulunan bu eğlence yerlerine koşarlar. Beyoğlunu neş’e ve zevk muhiti olarak görmeğe kendimizi alıştırmışızdır. Beyoğlunun içyüzü, belki bizi eğlendirmeyecek, üzecektir. Çünkü pırıltılı caddede bir yığın facianın nabzı atar, renk renk ışıklı ilânların bile örtemeyeceği hazin vak’alarla karşılaşırız. Beyoğlu, yıllarca kalem erbabına sermaye olmuştur. Enteresan vak’aların beşiği, daima Beyoğlu’dur. Beyoğlu’ndaki kadınlar (şu mahut biçarelerden bahsediyorum), eğlenmek, etraflarına neş’e, zevk saçmak için yaratılmışlardır”.

Beyoğlu’nun iç yüzü: Kadın, kumar, içki! Resimli Perşembe Dergisi, 136. sayısında “Beyoğlu’nun iç yüzü kadın, kumar ve içkiden ibarettir. Fuhuş ile mücadele için Beyoğlu’nun iç yüzünü bilmek lazımdır” sözlerini kapağa taşımıştı.

Kitaptaki “Yine Beyoğluna Dair, Çiçekci Kızlar, Küçük Fahişe Anlatıyor, Sosyete Kurbanları, Ölüm Şarkısı, Genelevdeki Ölüm, Bir Randevuevinde, Serseriler, Beyoğlunun 24 Saati, Anası ve Kızı, Onlardan Biri, Barlar, Taksideki Kadın, Eroin, Durak” başlıklı bölümler Beyoğlu’nda yaşanan bütün olumsuzlukları bir gazeteci üslubuyla gözler önüne serer.

Saatli Maarif Takvimleri’nin yayımcısı Naci Kasım’ın sahip olduğu Maarif Kitaphanesi tarafından 1945’te yayımlanan bir başka kitap da Beyoğlu Batakhaneleri adını taşır. Yazar adı bulunmayan bu romanda Beyoğlu, daha çok kötü işlerin gerçekleştiği sefahat merkezi olarak gösterilmektedir. Balkan kökenli Seher isimli bir genç kızın insanları kandırarak Beyoğlu’nda eğlence hayatına sevketmesi ve onların para harcamalarını sağlayan hayatından pişman olup bu yaşantıdan vazgeçmesi, o kişilerden biriyle evlenip Anadolu’ya gidip derbeder hayatına son verişi anlatılır.

Beyoğlu’nun eğlenceli ve bir o kadar da karanlık hayatını anlatan romanlardan biri de gazeteci, yazar, çevirmen Turan Aziz Beler’in (1912-1988) Beyoğlu Piliçleri isimli romanıdır. 1946’da 292 sayfalık bir kitap olarak İstanbul’da basılan bu eser, Anadolu’dan İstanbul’a mal almaya gelen tüccar Hasan’ın eğlenmek için Beyoğlu’nda girdiği sefahat aleminden çıkamayıp, bu semtte yaşan Leyla isimli bir hayat kadınına aşık olmasıyla başlar. Çeşitli Beyoğlu tasvirlerinin anlatıldığı bu romanda Leyla’nın hastalanıp ölmesi üzerine Hasan, ölen eşi Leyla’nın üvey kızını da kötü yola düşürür. Yazarın ifadesiyle “Beyoğlu insanların sağlığında geçtikleri sırat köprüsüdür”.

Kötü işlerin merkezi: Beyoğlu İmzasız çıkan Beyoğlu Piliçleri, Beyoğlu Alemi ve Beyoğlu Batakhaneleri’nin ortak özelliği Beyoğlu’nu daha çok kötü işlerin gerçekleştiği sefahât merkezi olarak görmesiydi. Bunlardan Beyoğlu Piliçleri, “Beyoğlu… 1300 metrelik ana cadde. İnsanların sağlığında geçtikleri Sırat Köprüsü. Biraz bocalayanlar Gayya kuyusuna düşerler” ifadesiyle akıllarda kalmıştı.

Beyoğlu yaşantısının kötü yanlarına karşı yazılan yazılardan biri de Resimli Perşembe Dergisi’nin 29 Kanunsani 1927 tarihli 136. sayısındadır. Kapakta yer alan bir hanım fotoğrafını yanında yukarıdan aşağı “Beyoğlu’nun iç yüzü kadın, kumar ve içkiden ibarettir. Fuhuş ile mücadele için Beyoğlu’nun iç yüzünü bilmek lazımdır” başlıkları atılmıştır. Serteller’in sahibi olduğu Resimli Ay Türk Limited Şirketi tarafından çıkarılan derginin altıncı sayfası, tümüyle kapaktaki bu konuya ayrılmıştır: “Beyoğlu’nda Türk’ün yüzünü karartan bu iğrenç sefahât âlemlerinin âmilleri ecnebîlerdir. Beyoğlu’nun bir beyi vardır ki size bütün kapıları açabilir, en namuslu ailelerin haremine girebilir. Bu adam kimdir?” şeklinde kalın başlıklarla başlayan yazı, acımasız bir üslup ve ırkçı bir ifade ile devam eder:

“Meşhur pastahaneler Rus kadınlarının idaresindekilerdir. Câmekânları süsleyen pastaların iştihâ-âver manzaralarına aldanmayınız. İçerisi kâmilen zehirli fuhuş çiçekleri ile doludur. Sabaha kadar dünyanın her milletine mensup insanlar buralara girer, çıkarlar. İçkiden, uykusuzluktan gözleri şişmiş bir takım kadınların işgâl ettikleri masanın bir kenarına başlarını dayayarak arasıra derin bir düşünceye daldıklarını görürsünüz. Bunlar ihtimâl ki açlıktan fakat çok def’a kokainsizlikten muzdariptirler. Bu dakikada iki gram kokain tedârik edip verseniz, dünyalar kadar memnun olur ve hemen ‘Haraşo… Haraşo…’ diye boynunuza sarılarak yüzünüzü, gözünüzü ıslâk bûselere gark ederler. Bunlar için haftanın dört beş gecesi müşterisiz geçer. Rağbetsizlikten vakitsiz buruşan meyveler gibi dalları üstünde kuruyup giderler”.