101 sene önce Çanakkale’den hemen sonra Kûtulamâre’de kazanılan zafer, Türk ordusu için ikinci büyük başarı olmuştu. 1. Dünya Savaşı sürecinde bizim için sonun başlangıcı sayılabilecek bu dönemeci, esir düşen İtilaf subayı E.W.C. Sandes anlatıyor. Karşı tarafın gözüyle Osmanlı ordusu ve Osmanlılar… 

1. Dünya Savaşı’nda Irak cephesindeki İngiliz ordusunda istihkâm subayı olarak görev yapan Yüzbaşı Edward W. C. Sandes’in, savaş ve esaret hayatını anlattığı hatıratı Türkçe’ye tercüme edilerek yayınlandı. Sandes’in 1919 yılında esaret dönüşü Londra’da yayınladığı In Kut and Captivity isimli hatıratı, Tuncay Yılmazer tarafından çevrilerek Kuşatma ve Esaretin Adı Kûtulamâre; Esir Bir İngiliz Subayın Anıları adıyla Yeditepe Yayınevi tarafından yayınlandı. 

İngilizlerden ele geçirilen seri atışlı yoplar 

1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunun Çanakkale zaferinin hemen ardından, Irak cephesinde yine İngilizlere karşı kazanmış olduğu zafer ve bu zaferle ele geçirilen, başta tümen komutanı General Townshend olmak üzere 5 general, 481 subay ve 13.300 asker büyük bir yankı yaratmıştı. Bu olay, Osmanlı ordusu ve müttefikleri için moral kaynağı ve propaganda malzemesi olarak kullanılırken, İngilizler için de telafisi güç bir prestij kaybı oluşturmuştu. 

İngiliz ordusunun daha önce benzer bir kuşatma ve esaret hatırası vardı. 1781 yılında Yorktown Kuşatması’nda Büyük Britanya ordusu, General George Washington komutasındaki Amerikan direniş kuvvetleri ile Comte de Rochambeau komutasındaki Fransız kuvvetlerinin oluşturduğu müttefik orduya karşı, General Charles Cornwallis’in teslim olmasından beri böyle bir felakete uğramamıştı. Kûtulamâre’den sonra benzeri bir hadise, 2. Dünya Savaşı sırasında 1942’de Singapur’daki İngiliz kuvvetlerinin Japonlara teslim olmasıyla yaşanacaktı. Yorktown’da teslim olan İngiliz askerleri Kut’takinden az idiyse de (8.000), Singapur’da teslim olan İngiliz askerlerinin sayısı Kûtulamâre’de esir alınanların yaklaşık beş katıydı (62.000). 

Hatıratın sahibi olan Yüzbaşı Sandes, 1914 Kasım ayından itibaren 6. Hint Tümeni içinde Irak cephesinde görev yapmıştı. İstihkâmcı olması sebebiyle daha çok yol açmak, ordunun geçişi için Dicle nehri üzerinde köprü kurmak, gerektiğinde köprüyü sökmek hatta tehlike anında köprüyü havaya uçurmak gibi görevlerde bulunmuştu. Dicle nehrinin yer yer 300-400 metre genişliğe ulaştığı düşünüldüğünde, köprü kurmak işinin zorluğu anlaşılabilir. 

Yüzbaşı Sandes ve silah arkadaşları, 7 Aralık 1915’te kuşatıldıktan sonra en geç 1,5 ay içinde kurtarılacaklarına kesin gözüyle bakıyorlardı. Ancak kuşatmanın uzaması ve her geçen gün kurtulma ümitlerinin tükenmesini, yiyeceğin tükenmesi izlemiş. Kut’taki en büyük sorun yiyecek sıkıntısı olmuş. Bu sıkıntıya çare olarak orduda binek ve nakliye hayvanı olarak kullanılan at ve katırların menüye dahil edilmesini etraflıca, bazen mizahi üslupla anlatmış. 

Kûtulamâre’de İngiliz ordusunu esir alan muzaffer Türk alaylarından biri, önde sancak resmi geçit yaparken 

Sandes’in Kûtulamâre’de hasım olarak karşılarında bulunan Türklere karşı önyargılı ve öfkeli bir yaklaşımı var. Ne var ki bu olumsuz tavrı yalnızca Türklere karşı değil; Arapları, Ermenileri hatta kader birliği ettikleri, beraber savaştıkları Hintlileri de zaman zaman aşağılamaktan geri durmuyor. Bu yüzden Sandes’in Türklere karşı olumsuz tavrının Türk düşmanlığından çok, Doğululara karşı kendini üstün gören bir Batılının şahsi tavrı olarak görmek yerinde olur. 

Geçen sene Kûtulamâre, 100. yıldönümü olması sebebiyle birçok etkinlikle yâd edildi. Kûtulamâre zaferinin kamuoyunda fazla bilinmemesinin sebebi unutulmuş/unutturulmuş olarak takdim edildi. Unutulmuşluk tarihimize karşı genel bir tavrımız olduğundan bunu bir tarafa koyarsak, unutturulmuş olması üzerinde duralım. Bu konudaki iddiaların bir kısmı yerli kaynaklı unutturma çabaları, diğer bir kısmı da dışarıdan yani İngilizlerden gelen rica/talep doğrultusunda unutturulma iddiasıdır. Bu iddiaya göre, ülkemiz NATO’ya girince İngilizlerin talebi üzerine her yıl 29 Nisan’da kutlanan “Kut Bayramı” bir daha kutlanmaz olmuş, Kûtulamâre zaferi de hatırlanmaz olmuştur. 

Kûtulamâre zaferinin unutturulması için İngilizlerin müdahalede bulunduğuna inanmak, 1919 yılında yayınlanan Sandes’in ve benzeri hatıratları görünce oldukça zor. Dilimize çevrilen Sandes’in Kut hatıratı gibi, İngiltere’de -henüz savaş devam ederken- 1918 yılından itibaren 20’ye yakın hatırat ve İngilizlerin Irak Seferi’nin resmî tarihi yayınlanmış. İngilizler bir örtme/unutturma yapacaksa, önce kendi ülkelerinde çıkan kitaplardan başlaması gerekmez miydi diye düşünmeden edemiyor insan.

Sandes’in hatıratı 520 sayfalık hacimli bir eser. Türkçeye çevrilen kısmı Kûtulamâre bölümüyle sınırlandırılmış. Yayınevince Kûtulamâre ile ilgili bir kitap hazırlandığından Sandes’in hatıratında esaret hayatını anlattığı bölümler tamamen farklı bir konu olması sebebiyle kitaba dahil edilmemiş. Sandes’in esaret hayatı Haziran 1916’dan Kasım 1917’ye kadar Yozgat’ta, bu tarihten sonra bir yıl kadar Afyon’da geçmiştir. Esir de olsa yabancı bir gözle bu iki şehrin yüz yıl önceki durumunun bilhassa yerel tarih çalışmalarına faydalı olacağı düşüncesiyle Sandes’in ve onun gibi Kastamonu, Yozgat, Afyon, Konya gibi şehirlerde esaret hayatı yaşayan subayların hatıratlarının yayınlanması faydalı olacaktır.

Sandes’in hatıratı, Kûtulamâre kuşatması ve zaferini, kuşatılmış bir asker olarak “içeriden” ve karşı taraftan bakarak anlatması açısından önemli ve faydalı bir eser.