Dünya, Florence Nightingale’i hemşireliğin saygın bir kariyere evrilmesinde başrolü oynayan cesur ve fedakâr bir kadın olarak tanıdı. Oysa o insanlık için bundan çok daha fazlasını yapmıştı. Mükemmel bir matematikçi, Virginia Woolf’u da etkileyen kuvvetli bir feminist kalem, istatistik bilimine öncülük eden parlak bir zeka… Olağanüstü bir kadının, sıradışı portresi. 

Florence Nightingale’in 1858’de çekilen fotoğrafı. 

Dünya, Florence Nightingale’i hemşireliğin saygın bir kariyere evrilmesinde başrolü oynayan cesur ve fedakâr bir kadın olarak tanıdı. Oysa o insanlık için bundan çok daha fazlasını yapmıştı. Mükemmel bir matematikçi, Virginia Woolf’u da etkileyen kuvvetli bir feminist kalem, istatistik bilimine öncülük eden parlak bir zeka… Olağanüstü bir kadının, sıradışı portresi. 

İngiliz yüksek sınıfına mensup, varlıklı ve eğitimli bir ailenin ikinci kızı, 12 Mayıs 1820 tarihinde İtalya’nın Floransa şehrinde doğduğunda, ona hayata gözlerini açtığı şehrin adı verildi: Florence. Baba William Edward Nightingale ve anne Frances Smith bir yıl önce Napoli’de doğan ilk kızlarına da bu şehrin eski Yunanca adını -Parthenope- vermişlerdi. 

Florence ve ablası Parthenope, eve gelen özel öğretmenlerden aritmetik, botanik, Fransızca, coğrafya, resim, piyano dersleri aldılar. Babaları Cambridge Trinity Koleji’nden mezundu ve kızlarına evde matematik, Latince ve Yunanca dersleri veriyordu. Florence da matematiği çok seviyordu. 

Kırım Savaşı’nda Florence Nightingale’i Kırım Savaşı sırasında Selimiye Kışlası’nda kurulan Üsküdar Hastanesi’nde bir İngiliz hastayla ilgilenirken gösteren yağlıboya tablo. Henrietta Rae, 1891. 

Aileye büyük bir miras kalmıştı; kışları Hampshire’da 100 dönüm arazi içinde bir malikanede, yazları ise Derbyshire’da 14 odalı bir diğer malikanede yaşıyorlardı. Kıta Avrupası’na seyahatlere çıkıyorlar; İtalya’nın ve Paris’in sanat dünyasını yakından takip ediyorlardı. 

Bu bilim ve sanat ortamında tanıma fırsatını buldukları insanlardan biri de matematikçi Charles Babbage idi. 1840’ta Florence artık 20’sindeydi ve el işlemelerinde değil çocuk yaşlarından beri büyülendiği matematikte ilerlemek istemesine ailesi şiddetle karşı çıkıyordu. Uzun süren bir duygusal mücadeleden sonra ebeveynlerinden nihayet izin alan Florence, matematik üzerine çalışma fırsatı yakaladı. 

1844’e gelindiğinde, ilk yedi yılını geride bırakan Victoria Devri’nin keskin sınıfsal kalıpları Florence’a dar gelmeye başladı. Hemşirelikle ilgileniyordu; fakat bu hevesi ailesi tarafından hiç hoş karşılanmıyordu. Çünkü 19. yüzyılın ortalarında, hemşirelik sadece yoksul alt sınıfların yapacağı bir işti ve Florence’ın bu hevesi, ailenin ait olduğu sosyal seviyeyle hiç bağdaşmıyordu. Fakat Florence ısrarlıydı; artık geri dönüşü olmayan bir yol ayrımına gelmişti. Ait olduğu sosyal sınıfta bir kadından beklenen standart mecburiyetler vardı; piyano çalmak, nakış işlemek, davetlere katılmak, evlenmek, anne olmak, eşini ve çocuklarını mutlu etmek gibi… O bütün bunlarla uzlaşamıyordu. Ancak zekasını kullanarak kendini ifade edebileceği işlerle tatmin olabileceğinin farkındaydı. 

Nightingale, feminist külliyatın ilham verici eserlerinden Cassandra’yı 1852’de tamamlamıştı. 

Aile dostlarıyla birlikte 1849’da çıkılan ve birkaç yıl süren bir Avrupa ve Mısır seyahati sırasında Florence, farklı hastaneleri gözlemleme fırsatı bulmuş; 1850’nin başlarında Mısır’ın İskenderiye şehrinde Katolik Kilisesi’ne ait bir hastanede kısa süreli bir hemşirelik eğitimi almış; bunun üzerine, artık kızının evlenmekte gözü olmadığına ikna olan babası da hemşire olmak üzere eğitim almasına razı gelmişti. Nihayet Florence, 1851’de Almanya’nın Düsseldorf kenti yakınlarındaki Kaiserswerth’e giderek üç ay süren bir eğitim aldı. Daha sonra bir süre de Paris’te bir hastanede bulunduktan sonra 1853’te Londra’ya dönerek bir hasta bakımevinde gönüllü hemşire olarak çalışmaya başladı. 

Feminist düşünce ve Cassandra 

Yüksek sınıfın tüm zenginliğine karşın kadınlar için belirlediği sosyal rol, Florence için yaşayan bir ölü olmak anlamına geliyordu. Evliliği reddedebilmesi, ailesi ile yıllarca süren bir mücadelenin sonunda kazandığı bir zaferdi. Bu zaferin anlamı büyüktü; babası tarafından ona yıllık 500 pound bir gelir bağlanmış ve bu şekilde ekonomik bağımsızlığını kazanmıştı. Bu aynı zamanda, uzun yıllardır içinde yaşadığı çaresizlik duygusunun bir isyana evrilmesinin sonucuydu. Yunan mitolojisinde Apollo’nun aşkını reddettiği için lanetlenen Cassandra’nın kimliğinde 1850 yılının başlarında yazdığı makalede bu isyanı dillendiriyor ve bir kadın olarak tutsak edildiği geleneksel değer yargılarına başkaldırıyordu. Cassandra’yı 1852’de Kırım’a gitmeden önce tamamlamıştı; ancak Suggestions for Thought adlı kitabın içinde 1860’ta yayımlayabildi. Cassandra daha sonra Ray Strachey ile Virginia Woolf’u da etkileyerek kadın yazarlığın evriminde bir dönüm noktası olacaktı. Florence böylece ilk feministlerden biri kabul edilecek, tarihte hemşirelikten ayrı bir yere daha sahip olacaktı. 

Üsküdar’daki iyilik meleği Florence Nightingale (ortada) ve İngiliz subaylar ile hastane yöneticileri Selimiye Kışlası’na getirilen yaralı bir askeri karşılıyor. C. Barrett, Bakır Klişe Baskı, 1855.  

Kırım Savaşı ve İstanbul 

19. yüzyılın ortasında Rusya ile Avrupa ülkeleri ittifakı (İngiltere, Fransa ve sonradan dahil olan Sardunya) arasında, Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki çatışmalar Kırım’da bir savaşa dönüşmüştü. Avrupa halkı bu ilk modern savaşla ilgili gelişmeleri anbean takip edebiliyordu; çünkü telgraf icat edilmişti. Fotoğraf makinesinin ilk kez kullanıldığı bu savaşta, savaş muhabirliği de başlamıştı. 

1854’ün 20 Eylül tarihli The Times gazetesinde, savaştaki İngiliz sağlık tesislerine dair ağır bir eleştiri yazısı yayımlanması üzerine, İngiltere Savaş Bakanı Sidney Herbert, ahbabı olan Florence Nightingale’e bir mektup yazdı. Bu mektupta Nightingale’e, Kırım Savaşı’na katılan İngiliz birlikleri için Türkiye’deki İngiliz hastanesinde hemşirelik hizmetlerini kurmasını teklif etti. Bu ricayı tereddütsüz kabul eden Nightingale, kendisine eşlik eden 38 kişilik gönüllü hemşire grubu ile 4 Kasım 1854 tarihinde Üsküdar’a ulaştı. Bu bir ilkti: Tarihte ilk defa kadınlar resmî olarak ordu hizmetine alınıyordu. İstanbul’a geldiğinde, Florence Nightingale kendisini büyük bir kaosun içinde bulmuştu. Kışla hastanesi çok kirliydi; ne yeterli besin vardı ne de yatak-yorgan. Her yer fare ve pire kaynıyordu. Hemşireler etrafı temizlemekle işe başladılar. Sonra askerlerin karınları düzenli doyurulmaya, kıyafetleri temizlenmeye başlandı. Tıbbi kayıtlar acınacak haldeydi; doğru düzgün hiç kayıt yoktu. Hastaneler arasında koordinasyon da sağlanamıyordu; her bir hastanenin kendine göre yöntemleri vardı. Ölüm kayıtları bile düzenli değildi; ortada ölümleri kaydedilmemiş yüzlerce ceset vardı. Öncelikle bir kayıt sistemi geliştirildi. Bütün veriler biriktirilecek, organize edilecek ve saklanacaktı. Bu sistem daha sonra sivil ve askerî hastanelerde de kullanıldı. 

Bir kadın olarak askerî otoriteyle de mücadele etmek zorundaydı ama her şeye rağmen hastane sisteminde bir reform yapmalıydı. Üsküdar’a ilk geldiğinde gördüğü manzara nedeniyle, kolera ve tifüs gibi bulaşıcı hastalıkların niçin bu kadar yaygın olduğuna artık hiç şaşırmıyordu. Yaralı askerlerin hastanede hastalıktan ölme olasılığı, savaş alanındakilerden yedi kat fazlaydı. Bu izah edilmesi çok zor bir çelişkiydi. 

William Simpson’un Nightingale’i hastanenin bir koğuşunu denetlerken gösteren resmi, 1856.

Gönüllü hemşirelerin gayretiyle kısa bir zaman içinde çok bariz bir temizlik ve düzen sağlanmıştı ama bütün mücadeleye rağmen askerler ölmeye devam ediyordu. Tek bir kış boyunca dört bini geçen ölüm sayısı, görünüşte çok büyük değişiklikler olsa da aslında pek bir şeyin değişmediğini gösteriyordu. 

1855 ilkbaharında İngiliz hükümeti tarafından görevlendirilen bir sıhhi komisyon Üsküdar’a geldi. Araştırmalarında suya lağım karıştığını farkettiler. Hastanelerin kanalizasyonlarının onarılması, dezenfeksiyonun sağlanması ve havalandırmanın düzeltilmesiyle birlikte, ölüm oranları da nihayet düşmeye başlamıştı. 

Biriktirdiği verileri hastanedeki ölüm oranını hesaplamakta kullanırken, Nightingale’in yüksek matematik bilgisi de ortaya çıkıyordu. Hesaplar şunu gösteriyordu: Hastane hijyen şartlarının düzeltilmesi, ölüm sayısında bariz bir azalmaya yol açmıştı. Şubat 1855’ten itibaren mortalite oranı %60’dan %42.7’ye, baharla birlikte ise %2.2’ye kadar düşmüştü! Nightingale bu istatistik verileri kullanarak daha sonra “kutup dairesi” ismi verilecek olan grafiklerini oluşturdu. Bu grafikler Kırım Savaşı boyunca mortalitenin zamana göre seyrinin görsel olarak ifade edilmesini sağlayacaktı. 

Florence Nightingale’in Kırım dönüşü çekilen bir fotoğrafı, 1856.

‘Kutup dairesi grafikleri’ 

Yerkürenin kutup dairelerine benzeyen bu grafiklerde, merkezdeki ortak noktadan ölçülen her bir renkli kama alanı istatistiksel bir oranı temsil ediyordu. Dış kısımdaki mavi alanlar kolera ve tifüs gibi bulaşıcı hastalıklardan ölümleri, merkezdeki kırmızı kamalar savaş yaralanmalarının sebep olduğu ölümleri, aradaki siyah kamalar ise diğer sebeplerden kaynaklanan ölümleri gösteriyordu. 

Bölgedeki İngiliz hastanelerinde ölümler, 1855 Ocak ayında zirve yapmıştı; 2.761 asker bulaşıcı hastalıktan, 83 asker yaralanmadan, 324 asker de sair sebeplerden olmak üzere toplam 3.168 asker ölmüştü. Ordunun ortalama insan gücü, o ay için 32.393 idi. Bu bilgiyi kullanarak Nightingale, mortalite oranını her 10.000 kişi için 1.174 ve bulaşıcı hastalıktan her 10.000 için 1.023 olarak hesapladı. Bu mortalite oranı aynı şekilde devam etmiş ve birlikler sık sık değiştirilmemiş olsaydı, Kırım’da sadece hastalıklar tüm İngiliz ordusunu yokedebilirdi. Ancak bu sağlıksız koşullar sadece askerî hastanelerle de sınırlı değildi… 

Rakamları görselleştiren öncü istatistikçilerden olan Nightingale’in Nisan 1854-Mart 1855 dönemini kapsayan “Doğu’daki Orduda Ölüm Nedenleri Diyagramı” başlıklı grafiği . 

İngiltere’ye dönüş 

30 Mart 1856’da imzalanan barış antlaşmasından dört ay sonra, Ağustos 1856’da Florence Nightingale Londra’ya döndüğünde bir kahraman gibi karşılanmıştı. Çünkü Kırım’da, modern zamanların bu ilk savaşında telgraf kullanılmaya başlanmış; cepheden ve cephe gerisinden tüm Avrupa’ya eşzamanlı haber akışı sağlanmıştı. Savaş muhabirliği de –yukarıda belirttiğimiz gibi– ilk defa Kırım’da başlıyordu. Savaş devam ederken İngiliz gazetelerinde Florence Nightingale’in fotoğrafları ve haberleri yayımlanmış; böylelikle büyük bir hayran kitlesi oluşmuştu. 

Öğrencileriyle birlikte Florence Nightingale, kurucusu olduğu ve adını taşıyan hemşirelik okulunun mezunlarıyla, 1886 (üstte). Vefatından dört yıl önce, Saint Secret’deki evinde, 1906 (altta). 

Bu kahramanlık hikâyeleri kendisini kişisel olarak hiç cezbetmiyor; tam tersine o gölgede kalmayı tercih ediyordu. Ancak derdini anlatabilmek için de bu popülerliği kullanmaktan çekinmiyordu. İstatistik sonuçlar ışığında, bütün askerî hastanelerde sıhhi yönden bir reformun gerektiğini düşünüyordu. Başbakan Lord Palmerston dışında Kraliçe Victoria ve Prens Albert’ın da hemen dikkatini çekmiş; Kırım dönüşünün haftasında Kraliçe Victoria tarafından huzura çağrılmıştı. İşine olan tutkusu ve hâkimiyeti ile onları etkilemesi ve desteklerini kazanması zor olmadı; Kraliçe’nin mâli desteği ile bir fon oluşturularak Kraliyet Askerî Sıhhiye Komisyonu kurulacak ve kendisi dışında İngiltere’nin en önemli istatistikçisi William Farr ve ordu doktoru Thomas Graham Balfour da bu komisyonda yer alacaktı. 

90 yaşında hayata veda Florence Nightingale’in vefat haberini duyuran İngiliz gazetelerinin kupürleri.

Farr, Nightingale’in fikirlerini destekliyordu ve karşılıklı mektuplarla başlayıp 20 yıl sürecek bir dostluk bu şekilde başladı. Florence Nightingale’in Kırım Savaşı’nın ilk yedi ayı boyunca biriktirdiği istatistik veriler William Farr tarafından da ayrıca analiz edildi. Bu kayıtlar daha sonra modern istatistiğin bilimsel bir disiplin olarak kurulmasında, halk sağlığının ve refahının belirlenmesi için istatistiğin kullanılmasında yol gösterici olacaktı. Nightingale, istatistik konusunda uzmanlaşmış olsa da Farr’ın analizleri son derece önemliydi. Birlikte tüm hastane istatistiklerini çıkardılar ve bu işbirliğinin ürünü olan Hastaneler Üzerine Notlar 1859’da yayımlandı. 

İstatistik ve tıbbın işbirliği 

Nightingale ve Farr rakamların resmedilmesinde dairesel diyagramları kullanan ilk istatistikçilerdi. İstatistik verilere bakmaya alışkın olmayanlar için grafiklerin ve görsel yöntemlerin kullanılmasını gerekli görüyorlardı. Florence Nightingale’in grafikleri sadece Kırım Savaşı sırasında askerler arasındaki beyhude ölümleri gözler önüne sermekle kalmadı; askerî ve sivil hastanelerdeki sağlık koşullarının düzeltilmesiyle ölümlerin önlenebileceği konusunda yetkilileri ikna etmeyi de başardı. 

Florence Nightingale yalnızca askerlerle değil sivillerle de ilgileniyordu. 1858’de Londra hastanelerindeki kayıtları inceledi ve kayıt tutma yöntemlerinin revize edilmesi gerektiğini gördü. Hastalıkların sınıflandırılmasında standart sistem yoktu. Hastane istatistiklerini standart hale getirmek için kampanya başlatıldı; böylece karşılaştırmalı çalışmalara imkân olacaktı. Florence Nightingale tüm hastanelerde kullanılacak standart bir kayıt formu geliştirdi; bunu 1860’ta Londra’da düzenlenen Uluslararası İstatistik Kongresi’ne sundu ve bunların sonuçlarını 1862’de Journal of the Statistical Society of London dergisinde yayımladı. 

Florence Nightingale’in istatistik yeteneği, askerî ve sivil hastanelerde gerçek bir sıhhi reforma neden olmuştu. 1858’de William Farr tarafından aday gösterilen Nightingale, Londra İstatistik Cemiyeti’ne seçilen ilk kadın üye oldu; 1874’te ise Amerikan İstatistik Cemiyeti tarafından kendisine onur üyeliği verildi. 

Okulu, ödülleri ve nişanları 

Kırım dönüşünde eklem sorunlarına yol açan kronik bir rahatsızlıktan muzdarip olan ve bu sebeple fiziksel bakımdan aktif bir hayat süremeyen Nightingale, her şeye rağmen ömrünün sonuna kadar çalışmayı sürdürdü ve sağlık standartlarının düzeltilmesine dair pek çok kitap yayımladı. İlk kitabı Hemşirelik Üstüne Notlar’ın 1860’ta yayımlanmasının ardından onu diğerleri takip etti. Yine o yıl kazandığı para ödüllerini bağışladığı bir fon ile Londra’da St. Thomas Hastanesi bünyesinde Nightingale Hemşire Eğitim Okulu’nu açtı ve böylece hemşirelik mesleği saygıdeğer bir kariyere dönüştü. 

1883’te Kraliçe Victoria tarafından Florence Nightingale’e “Kraliyet Kızıl Haç Ödülü” verildi. 1907’de ise İngiliz liyakat nişanı “Order of Merit” sahibi ilk kadın oldu. 

13 Ağustos 1910’da, 90 yaşında hayata veda etti. Hiç evlenmemiş, Tanrı’nın öyle istediğine inanmıştı. Oxford Üniversitesi’nde bir istatistik bölümü kurulmasını hayal etmişti ve bu hayali ölümünden bir yıl sonra Londra Üniversitesi’nde gerçekleşmişti. 1915’te Londra Waterloo Meydanı’nda orduya yaptığı katkılardan ötürü, hatırasına Kırım Anıtı dikildi. 

Tarihin en çarpıcı kadın karakterlerinden biri olduğu şüphe götürmeyen Florence Nightingale, Victoria çağından günümüze hâlâ parlamaya devam eden bir yıldız. Hepimiz onu modern hemşireliğin kurucusu olarak tanıdık. Oysa o elinde feneriyle yalnızca hemşireliğin değil insanlığa dair iyiliğin, merhametin ve fedakarlığın sembolü oldu. 

Sadece bir hemşire değildi Florence Nightingale; fenerin parlak ışığının arkasındaki bir biliminsanıydı aynı zamanda. 

1855’te Florence Nightingale’in isteği üzerine Türk hükümeti tarafından İngilizlere verilen arazide Kırım Savaşı’nda yaralanıp ölen İngilizler de yatıyor: CWGC Haidarpasha Cemetery.