İmparatorluğun son, cumhuriyetin ilk dönemlerindeki en önemli mimarlarımızdan Kemalettin Bey, hem Türkiye ve Balkanlar’daki eserleriyle hem de 20 TL’lik banknotların üzerinde yaşıyor. 

İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan Rumeli demiryollarının en önemli bölümünü oluşturan İstanbul-Edirne-Filibe-Sofya hattı 1873’te açılmıştı. II. Abdülhamid devrinde, bu hattaki ilk anıtsal gar binasının İstanbul’a yapılmasına karar verildi ve Alman mimar August Jachmund tarafından tasarlanan Sirkeci Garı binası 1890’da hizmete girdi. 

Jachmund’un öğrencisi Mimar Kemalettin Bey (1870 İstanbul-1927 Ankara), 1891’de birincilikle bitirdiği Hendese-i Mülkiye Mektebi’nde (günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi) Jachmund’un asistanı oldu. 1895’te Almanya’ya gönderildi ve Berlin Teknik Üniversitesi’nde okudu. 1900’de İstanbul’a döndü ve üniversitede ders vermeye başladı. İmparatorluğun son ve cumhuriyetin ilk dönemlerindeki Birinci Ulusal Mimarlık akımının en önemli temsilcisi oldu. Bugüne kalan ünlü eserleri arasında Tayyare Apartmanı, Ankara Palas, Edirne Karaağaç Garı bulunuyor. Hatırası 20 TL’lik banknotlar üzerinde bulunan resmi ile yaşıyor. 

Mimar Kemalettin Bey 1908’de Şark Demiryolları Şirketi için gar binaları tasarlama görevi aldı. Tasarımını yaptığı Filibe Garı bugün Bulgaristan’ın bu güzel şehrinde hâlâ ayakta ve işlevsel. Antik çağ, Osmanlı ve modernleşme dönemlerinin eşsiz mimari örneklerini barındıran bu şehre gidenler, mutlaka bu büyük mimarımızın eseri olan gar binasını da ziyaret etmeliler. 

 Tarihî gar binası  Tasarımını Mimar Kemalettin Bey’in yaptığı Filibe Garı (üstte) bugün Bulgaristan’ın bu güzel şehrinde hâlâ ayakta ve işlevsel. 

1914’de bir gün, Filibe Garı’na Sofya’dan gelen trenden, askerî ataşe Yarbay Mustafa Kemal Bey indi. Garda bulunan Türk toplumu temsilcileri tarafından büyük tezahüratla karşılandı ve ikametine ayrılan, günümüzde artık varolmayan Molle Oteli’ne geçti. O günlerde Filibe’deki Türk toplumuyla gerçekleştirilen toplantılardan birinde kendisine yöneltilen eleştiri üzerine, fes ve sarık gibi giysilerin çağdaş dünyada yeri olmadığını anlatmaya çalıştı. Filibe’de o gün ifade ettiği fikirler, 1925’de “kılık-kıyafet devrimi” olarak vücud bulacaktı.