Kahire’nin diğer adı ‘Dünyanın Anası’ydı…

Necdet Sakaoğlu’nun yazdığı Osmanlı Tarihi Sözlüğü, Alfa Yayınları tarafından yayımlandı. 6.000’i aşkın maddeden örnekler…

Kahire’de çarşı, Osmanlı dönemi Mısır, 1800’ler.

Ulu Camî: Câmi-i kebir, mescidü’l-câmi, Cuma câmii de denmiştir. Bunlar, kent halkının topluca Cuma namazı kıldığı mabetlerdi. Selçuklu ve Beylikler döneminde bu adla yapılan eserlerin birçoğu günümüze ulaşmıştır. Osmanlı Devleti’nin ilk yüzyılında İznik ve Bursa’daki Ulucami adını taşıyan birer mabede karşılık, daha sonra Edirne’de ve İstanbul’da yapılanlara ulucami adı verilmediğini vakıf kayıtları belgelemektedir. Bunun yerine Câmi-i kebir, Eski cami, -örneğin Ayasofya Câmi-i kebiri, Sultan Bâyezid Câmi-i kebiri, Mehmediye (Fâtih), Süleymaniye, Selimiye- adları verilmiştir.

Uskumru / Londura: “Orta” da denirmiş. Kalın, dayanıklı ve kaliteli İngiliz çuhası. Londra’daki tezgâhlarda dokunur, Osmanlı kentlerinde de satılırdı.

Ülkâ / Ülke: Yurt, vatan. Bir devletin egemenliğindeki coğrafya parçası. Moğolcadan Farsçaya ve Türkçeye geçmiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Mısır’ı sınırdaş ülkeleri, “Ülkâ-yı Mısrıyye” adı altında birleştirerek Memâlik-i Osmaniye gibi bir imparatorluk kurmayı düşlemişti.

Ümmü’d Dünya: Kahire (Mısır) için yakıştırılan tanımlama: Dünyanın anası. Bunun gibi Mekke için Ümmü’l-bilâd (beldelerin anası), Kur’an-ı Kerim için Ümmü’l-kitâb (kitapların anası); Arapça’ya, daha kapsamlı olarak Arapça, Farsça, Türkçe karışımı Osmanlıcaya ümmü’l lisân; Hz. Muhammed’in eşleri için ümmü’l-mü’minîn (müminlerin annesi/anneleri) denmiştir. 

Üsrûbî: Kubbelerin dıştan örten kurşun levhaları, kubbeleri taşıyan büyük taş sütunlarla kaideler arasına kurşun yastıklar döken ustalardı.

Üst: Sadrıâzam ve vezir kürkü. Sırma işlemeli kumaşla kaplı, kolları çift yenli (iki parçalı) tören üstlüğüydü. Erkân kürkü.