1920’nin Ocak ayında Tophane semtindeki Meclis-i Mebusan binasında toplanan son Osmanlı meclisi, 16 Mart’ta İstanbul’un işgal edilmesinden sonra 11 Nisan’da padişah Vahideddin tarafından feshedilecekti. Üç ay zarfında yaşanan gelişmelerde Mustafa Kemal’in tutumu ve Millî Mücadele sürecindeki kritik aşamalar belirleyici olacak, milletin temsil merkezi İstanbul’dan Ankara’ya geçecekti.

Osmanlı Mebusan Meclisi ilk defa 1876’da ilan edilen Meşrutiyet ile toplandı. 100 yıl önce, 12 Ocak 1920’de ise sonun başlangıcı yaşanmış, Meclis-Mebusan İstanbul’da açılmıştı. “Son Osmanlı Mebusan Meclisi” olarak tarihe geçecek olan bu açılışa giden süreçte Mustafa Kemal liderliğinde Anadolu’da başlayan Millî Mücadele’nin etkisi şüphesiz büyüktür.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun’dan Ankara’ya kadar olan süre zarfında Amasya Genelgesi’nden başlayarak Erzurum ve Sivas Kongresi’nde seçimlerin yapılması ve milletin haklarını korumak, sesini dünyaya duyurmak üzere Meclis-i Mebusan’ın açılması talebi sıklıkla tekrarlanmıştı.

Sivas Kongresi sonrası Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında oluşturulan Heyet-i Temsiliye, Meclis’in açılması için İstanbul’daki hükümete baskı yapmaya çalışıyordu. Ancak o sırada hükümetin başında bulunan Sadrazam Damat Ferid Paşa seçimlerin yapılmasına ve Meclis’in açılmasına sıcak bakmıyordu. Damat Ferid hükümetinin başarısız icraatları sebebiyle 1 Ekim 1919’da istifa etmesi üzerine hükümeti kuran Ali Rıza Paşa, Anadolu’daki hareketin sözcüsü konumundaki Heyet-i Temsiliye ile daha ılımlı ilişki içindeydi. Milletin temsilcisi konumunda bulunan Heyet-i Temsiliye ile görüşmelerde bulunmak üzere hükümeti oluşturan Bakanlardan Bahriye Nazırı Salih Paşa’nın görevlendirilmesi, Ali Rıza Paşa hükümetinin uyuşmacı tavrının göstergesiydi.

Meclisin önünde İngiliz gemileri İşgal yılları… İngiliz donanmasına ait gemiler son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin toplandığı Fındıklı’daki Çifte Saraylar’ın önünde.

İstanbul mu Ankara mı?

“Amasya Mülakatı” diye bilinen bu görüşmelerde üzerinde durulan en önemli hususlardan biri seçimler, diğeri Meclis’in açılmasıydı. Her iki konu üzerinde mutabakat sağlandı ancak Meclis’in nerede açılması gerektiği noktasında farklı görüşler vardı. Mustafa Kemal Paşa Meclis’in Anadolu’da toplanmasını arzu ederken, hükümet İstanbul’da toplanmasında diretiyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığındaki Heyet-i Temsiliye, düşman silahlarının gölgesinde toplanacak bir Meclis’in tam bir serbestlik ve güven içinde çalışamayacağını söyleyerek, hükümetin uygun göreceği Anadolu’da başka bir yerde toplanmasını uygun görmekteydi. Ancak Ali Rıza Paşa kabinesi Meclis’in İstanbul’da toplanmasında ısrar etmişti. Öte yandan İstanbul’da millî mücadele taraftarı olanlardan da bu görüşe destek verenler vardı. Bu görüşte olanların temel gerekçesi, Anadolu’da toplanacak bir Meclis’in padişahı dışlayan, karşı bir hareket olarak algılanacağı endişesiydi.

28 Kasım’da Anadolu’daki kolordu kumandanlarıyla Sivas’ta yapılan toplantıda Meclis’in nerede toplanacağı tartışıldı. “Kumandanlar Müzakeresi” olarak bilinen bu toplantı neticesinde başta Kâzım Karabekir Paşa olmak üzere kumandanların çoğunluğu da Meclis’in İstanbul’da toplanması görüşünde olunca, görülen mahzurlara rağmen mecburen İstanbul’da karar kılındı.

Mustafa Kemal’in iki talebi vardı

Sultan Vahideddin, Meclis’in açılması hususunda oldukça gönülsüz davranmıştır. Yapılan seçimlerde Anadolu’dan genellikle Müdafaa-yı Milliye taraftarı adayların mebus seçilmişti. Bu kişilerin İttihatçı olduğuna inanıldığından, padişahın gönülsüzlüğü kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Meclis-i Mebusan’ın toplanma gayesinin barış antlaşmasını onaylamak olduğu; ondan sonra varlık sebebinin ortadan kalkacağı; kanunen meclisi feshetme hakkının padişahta bulunması gibi gerekçelerle, Sultan Vahideddin kerhen de olsa Meclis’in açılışına rıza göstermişti.

Seçimler yapılıp meclisin açılma günü yaklaştıkça, Mustafa Kemal ve heyet-i temsiliye Sivas’tan Ankara’ya nakil için hareket geçmiş ve 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara’ya gelinmişti. Meclis’in Anadolu’da toplanmasını sağlayamayan Mustafa Kemal, İstanbul’a gidecek mebuslarla Ankara’da görüşmüş, iki talepte bulunmuştu: 1. Meclis’te “Müdafaa-yı Hukuk” adı altında bir grup kurun; 2. İstanbul’a gidemeyecek olursam beni meclis başkanı seçin. Böylelikle, eğer Meclis bir müdahale veya saldırıya uğrarsa, Mustafa Kemal’in meclis başkanı sıfatıyla mebusları Ankara’da toplanmaya davet için hak ve yetkisi olacaktı (Mustafa Turan, Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi, Gazi Akademik Bakış Dergisi, cilt 5, sayı 10, Yaz 2012).

12 Ocak 1920’de açılan Meclis-i Mebusan’da, Mustafa Kemal’in taleplerinden, kendisinin meclis başkanı seçilmesi hususu gerçekleşmedi. Müdafaa-yı Hukuk grubu talebi ise değişik bir isim altında bir grup oluşturularak kısmen gerçekleşti. Ankara’da bu gruba katılma sözü veren mebuslardan birçoğu; padişahın tehdit olarak gördüğü İttihatçıları ve İngilizlerin tepki gösterdiği Anadolu hareketini çağrıştırması sebebiyle “Müdafaa-yı Hukuk” isminden kaçınmışlardı. Neticede, kurulmasına çalışılan gruba Sultan Vahideddin’in açılış nutkunda geçecek “felâh-ı vatan” (vatanın kurtuluşu) sözünden ilham alınarak “Felâh-ı Vatan” adı verildi. Felah-ı Vatan Grubu’nun gayretiyle, ana hatları Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’nde biçimlenen Mîsâk-ı Millî, 28 Ocak 1920’de son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde görüşülüp oybirliği ile kabul edildi, 17 Şubat 1920’de kamuoyuna açıklandı.

Osmanlı Devleti’nin son meclisi, 12 Ocak 1920 tarihinde 72 mebusun katılımıyla açıldı. Padişah Vahideddin hastalığı sebebiyle açılışa katılmadı. Hatta açılış merasiminde bulunacakları gazetelerde ilan edilen saltanat veliahdı Abdülmecid Efendi ile Osmanlı hanedanına mensup şehzadeler de davetli olmalarına rağmen açılışa katılmamıştır.

Padişahı temsilen Sadrazam Ali Rıza Paşa’nın hazır bulunduğu açılışta, Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa, padişahın açılış nutkunu okudu. Nutukta padişah; devletin haklarının ve çıkarlarının korunmasında millî birlik içinde çalışılması gerektiğini; ancak bu şekilde şerefli bir barışın sağlanabileceğini; bundan dolayı her türlü ayrılıktan ve bölünmekten kaçınarak bütün millî istek ve arzuların “felâh-ı vatan” noktasında birleştirilmesi gerektiği söylemiştir.

Meclis’te hazır bulunan mebusların yemin töreninden sonraki ilk toplantı, Meclis-i Mebusan dahili nizamnamesinin ikinci maddesi gereğince, en yaşlı üye olan Hacı İlyas Efendi’nin başkanlığı altında yapıldı. Vatanın istiklalinin tehlikede bulunduğu bu anda açılan Meclis’ten çok şey bekleniyordu. Meclis-i Mebusan’ın açılışı gazetelerde “tarihî bir gün” olarak görülüyor, mebuslardan milletin hukukunu koruyup, sesini dünyaya duyurarak tarihî bir vazifeyi yerine getirmeleri bekleniyordu.

Erzurum Mebusu Mustafa Kemal Paşa

Mustafa Kemal Paşa, milletin sesi olacak bir meclisin açılmasını çok önemsiyordu. Mebus seçimleri başlayınca Erzurum merkez sancağından aday gösterilmiş ve 268 oy alarak seçilmişti. Seçilmiş mebusların İstanbul’da açılacak meclise gitme zamanı geldiğinde İstanbul’da bulunan arkadaşları ve Harbiye Nazırı Cemal Paşa ile görüşmeler yapılmış; İngilizler tarafından tutuklanma ihtimali bulunduğu gerekçesiyle Mustafa Kemal’in İstanbul’a gitmesinin riskli olduğu değerlendirilmiş; açılışa gitmemesi yönünde karar alınmıştı.

İşgal yıllarının gözetleme kulesi İşgal yıllarında İngilizler, İstanbul’u Galata Kulesi’nden gözlemliyordu. Ellerinde dürbünlerle kulenin tepesinde iki İngiliz askeri…

Böylece Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’dan mebus seçilmiş olmasına rağmen Meclis’in açılışında bulunmadı. Meclis toplantılarına mazeretsiz katılmamış durumuna düşmemek için böbrek iltihabı sebebiyle tedavi edilmekte olduğunu bildiren bir sağlık raporu göndererek mazeret beyan etmişti. Meclis’e fiilen gitmemiş olmasına rağmen Erzurum seçim komisyonu üyelerinin imzalarıyla hazırlanan seçim mazbatası ve diğer evrakı meclis başkanlığına gönderilmiş; incelenen seçim evrakının uygunluğu görüldükten sonra meclisin 9 Şubat 1920 Pazartesi günü yapılan toplantısında mebusluğu oylanmış; mebusların “kabul” sadaları arasında Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum Mebusluğu tasdik olunmuştu.

Meclis-i Mebusan İstanbul’da açıldığında Ankara’da bulunan Mustafa Kemal Paşa gelişmeleri yakından takip etmiş; hatta hastalığı sebebiyle açılışa katılamayan padişaha Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi namına bir telgrafla geçmiş olsun mesajı göndermişti. Sultan Vahideddin de Mustafa Kemal’in Heyet-i Temsiliye namına çektiği bu geçmiş olsun mesajına Sadrazam Ali Rıza Paşa üzerinden yine bir telgrafla cevap vermiş ve iyi dileklerinden dolayı duyduğu memnuniyeti iletmişti.

Padişah ile Mustafa Kemal arasında cereyan eden bu telgraf trafiği önemlidir. Zira Mustafa Kemal Paşa yine aynı padişahın imzasıyla 8 Temmuz 1919’da görevinden ve askerlikten uzaklaştırılmıştı. Hatta bununla da yetinilmemiş, 29 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal ve Rauf Bey’in “Hükümetin karar ve emirlerine aykırı harekette bulunarak kışkırtmalara devam etmeleri sebebiyle yakalanarak İstanbul’a gönderilmelerine” dair Bakanlar Kurulu kararı çıkarılmıştı. 9 Ağustos 1919’da ise Harbiye Nazırı Nazım, Sadrazam Damad Ferid ve Padişah Vahideddin imzalı irade ile “3. Ordu Müfettişliği görevinden alınıp askerlikten istifa etmiş bulunan Mustafa Kemal Bey, askerlik mesleğinden çıkarılarak taşıdığı nişanlar kendisinden alınmış, üzerinde bulunan fahri yaverlik rütbesi kaldırılmıştır” denilerek, Mustafa Kemal neredeyse tamamen yok sayılmıştı.

Bütün bu gelişmelere rağmen Halife Padişah Vahideddin’e karşı bir tavır içinde görünmekten özenle kaçınan Mustafa Kemal, padişaha geçmiş olsun mesajı göndermiştir. Sultan Vahideddin de bizzat kendi imzasıyla askerlikten çıkarılan, rütbe ve nişanları alınan Mustafa Kemal’in “geçmiş olsun” mesajını görmezden gelmemiş, memnuniyet ifade eden cevabi telgrafını sadrazam üzerinden göndermiştir.

Son toplantı ve meclisin feshi

16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali ve meclisin baskına uğrayarak başta Rauf Bey olmak üzere bazı mebusların İngilizler tarafından tutuklanması, Mustafa Kemal’in baştan beri dile getirdiği meclisin İstanbul’da güvende olmayacağı tezini haklı çıkarmıştı. İngilizler İstanbul’un işgali ve meclise saldırıda bulunarak, bir bakıma Ankara’da toplanacak Büyük Millet Meclisi’ne giden yolu da açmış oldular.

16 Mart’ta İstanbul’un işgal edilmesinden sonra Meclis-i Mebusan’daki ilk toplantı 18 Mart 1920’de yapıldı. Bazı mebuslar tarafından, İstanbul’un silahlı olarak işgal edilip hiçbir gerekçe yokken meclisin işgal kuvvetleri tarafından saldırıya uğraması ve mebusların zorla tutuklanmasına tepki olarak görüşmelere ara verilmesi teklifi yapıldı. Meclis Başkan Vekili Hüseyin Kâzım Bey tarafından oylanan teklif oybirliği ile kabul edildi. Damat Ferit Paşa kabinesinin iktidara gelmesi ile birlikte Meclis-i Mebusan’ın feshedilmesi yönünde hızlı bir çalışma başlatılmıştı. Sonuçta Meclis-i Mebusan, padişahın 11 Nisan’da yayınladığı irade-i seniye ile feshedildi.

Mustafa Kemal, İstanbul’daki saldırı üzerine derhal hareket geçerek meclisin Ankara’da toplanması için çalışmalara başlamıştı. Yeni seçimler yapılarak sancaklardan mebuslar seçilmesi için duyuruda bulunuldu. Meclisin İstanbul’dan ve halife padişahtan ayrı, onlara rağmen oluşturulmuş bir hareket olmadığını hissettirmek için, son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde mebus olanlardan Ankara’ya gelebilecek olanların tabii meclis üyesi sayılacakları da duyuruldu. Bu şekilde, Ankara’da toplanan meclisin İstanbul’da işgal edilen ve çalışmasına izin verilmeyen meclisin devamı niteliğinde olduğuna vurgu yapılmıştır. Hatta İstanbul’da görüşülüp meclis kapandığı için karara bağlanamayan Ağnam Resmî Kanunu, Ankara’da toplanan meclisin görüşüp çıkardığı 1 Numaralı Kanun olmuştur.

İKDAM GAZETESİ: 12 OCAK 1920 ‘Son Osmanlı meclisi bugün açılıyor!..’

Bugün öğleden sonra saat ikide Meclis-i Millîmiz merasim-i mahsusa ile açılıyor Zat-ı Hazret-i Padişahî sağlığı yerinde olmadığından bugün Meclis-i Millî padişah adına sadrazam tarafından açılacaktır. Şimdiye kadar 140 mebus seçilmiştir ve bunların yaklaşık doksanı şehrimizdedir. Bugünümüz tarihî bir gün sayılabilir. Yaralı kalplerimizden fışkıran çığlıklara tercüman olmak üzere milletin vekilleri Meclis-i Mebusan’da toplanıyorlar. Bu tarihî meclisten vazifesini hakkıyla idrak etmesini ve memleketin hukukunu, mazisine layık bir tarzda müdafaa edecek bir hükümete yardımcı olmasını temenni, temenni değil talep ederiz.

Açılış Nutku [Konuşması] Bugün öğleden sonra saat ikide açılacak olan Meclis-i Millî’de açılış konuşması, Mabeyn-i Hümâyûn Başkatibi Fuad Bey tarafından mutad olan merasim ile okunacaktır.Açılış konuşmasının içeriği hakkında güvenilir kaynaklardan edinebildiğimiz malumata göre; Mütareke’nin fazlasıyla uzamış olmasından ileri gelen vaziyetten ve harp senelerinin hazineye yüklediği fevkalade masraflardan dolayı hükümetin çok büyük borç içine düşmüş olduğu beyan olunarak, hükümetin bütçenin oluşturulması ve giderlerin kabulü sırasında iktisada fevkalade riayet etmeleri tavsiye edilmiş ve millet menfaatlerine faydalı kanun çıkarılmasından bahsederek böyle tarihî bir anda milletin vekaletini üzerine almış olan mebuslara, denetleme vazifelerinde başarılar temenni edilmiştir. Açılış konuşmasından Türkçe ve Fransızca olmak üzere ikiyüz nüsha dün gece bastırılmış ve bugün ilgililere dağıtılması kararlaştırılmıştır.

Açılış Merasimi Teşrifat Genel Müdürlüğü’nden dün bütün vekillere ve tarafsız devletlerin sefirlerine ve yabancıların ileri gelenlerine ve hükümet üyeleri ile teşrifata dahil kişilere bugün saat birde açılış merasiminde hazır bulunmak üzere davetiyeler gönderilmiştir. Şehzadeler ile hanedan-ı saltanata da davetiye yazıları gönderilmiştir.

İKDAM GAZETESİ: 13 OCAK 1920 ‘Padişah hazretlerine ve vatana sadakat, vallahi’

Meclis-i Millî-yi Osmanî dün öğleden sonra merasim-i mahsusa ile küşâd edilmiştir. Meclis-i Millî dün öğleden sonra ikiye beş kala mutad olan merasim ile açıldı. Zat-ı Hazret-i Padişahî’nin rahatsızlıklarından dolayı açılış merasimini bizzat icra buyuramayacakları tebliğ-i resmî ile gazetelerde ilan olunduğu halde halk Meclis binasının haricinde toplanmıştı. Öğleden sonra saat birden itibaren davetliler, rical-i devlet gelmeye başlamış ve müteakiben Hahambaşı efendi ile Keldanî ve Süryanî patrikleri, İran sefiri, tarafsız devletler sefirleri, Amiral Bristol cenabları ve İtilaf Devletleri’ne mensup kumandan ve subaylar ile diplomatlardan birçok zevat Meclis’e gelmiş ve teşrifat memurları tarafından karşılanarak kendilerine tahsis olunan locaya alınmışlardır.Meclis-i Millî binasının içinde ve dışında pek çok askerî müfrezeler ile meclis muhafazasına memur kıtaat ve polis memurları saygı duruşunda idiler.

Saray-ı hümâyûndan hareket Zat-ı Hazret-i Şehriyârî’nin rahatsızlıkları münasebetiyle padişah adına olarak Serkâtib-i Hazret-i Padişahî Ali Fuad Bey ile yâverândan Hafız İbrahim Paşa resmî kıyafetlerini giyinmiş oldukları halde saat bir buçukta Mebusan Dairesi’ne gelmişler ve heyet-i vükelâ (Bakanlar Kurulu) tarafından karşılanmışlardır. En başta Sadrazam [Ali Rıza] Paşa olduğu halde bir müddet sonra heyet-i vükelâ gelmiş ve İstanbul Muhafızı Said Paşa ile Polis Müdürü Nureddin Bey inzibat işlerine nezaret etmişlerdir.Mebusân, davetliler, rical-i devlet kendilerine ayrılan yerlere geçerek heyet-i vükelânın salona girişini beklemeye başladılar.

Açılış nutkunun okunması Saat ikiye beş kala önde sadrazam paşa olduğu halde salona gelen heyet-i vükela arasında meclis-i vükela’ya memur Ayan Reisi Tevfik Paşa hazretleri de bulunmakta idi. Hanedan-ı saltanat locasında kimse olmadığı gibi veliaht hazretleri de bulunmuyordu.Mabeyn-i Hümâyûn Başkâtibi Ali Fuad Bey hatt-ı hümâyûnu sadrazam paşaya vermiş, o da öptükten sonra Dahiliye Nazırı Damad Şerif Paşa’ya vermişti.Şerif Paşa kürsüye gelerek bir sureti yukarıda verilmiş olan açılış nutkunu okumuş, hazır  bulunanlar ayakta dinlemiştir. Daha sonra Nakibüleşraf Efendi tarafından etkili bir dua okunmuştur.

Mebusların yemini Müteakiben Sadrazam Paşa Hazretleri:“Kanun-ı Esasî’nin kırkıncı maddesi gereği mebusânın yemin töreni icra olunacaktır” dedikten sonra Mebusân Kâtib-i Umumisi Asım Bey tarafından aşağıda isimleri verilen mebusların isimleri okunarak kendileri tek tek yemin etmişlerdir…İsmi okunan mebuslar Sadrazam Paşa’nın elindeki kağıdı alarak yüksek sesle okumak suretiyle yemin etmekteydiler.

Yemin metni “Zat-ı Hazret-i Padişahî’ye ve vatana sadakat ve Kanun-ı Esasî ahkamına ve uhdeme tevdi olunan vazifeye riayetle hilafından mücanebet eyleyeceğime, Vallahi”[Padişah hazretlerine ve vatana sadakat ve Anayasa’nın hükümlerine ve üzerime düşecek vazifelere riayet ederek aksine hareketten kaçınacağıma, Vallahi”].

Mustafa Kemal Paşa ile Sultan Vahideddin arasında ‘geçmiş olsun’ trafiği

8 Temmuz 1919’da görevinden ve askerlikten uzaklaştırılan; 29 Temmuz 1919’da hakkında yakalama emri çıkarılan; 9 Ağustos 1919’da ise askerlik mesleğinden çıkarılarak taşıdığı nişanlar kendisinden alınan Mustafa Kemal, 14 Ocak 1920’de padişaha geçmiş olsun telgrafı yollamıştı. Sultan Vahideddin de buna karşılık Mustafa Kemal’e teşekkür eden bir telgraf çekmişti.

Hastalığı dolayısıyla Meclis-i Mebusan’ın açılışına katılamayan Padişah Vahideddin’e geçmiş olsun dileklerinde bulunan Mustafa Kemal’in Ankara’dan çektiği telgraf metni ve geçmiş olsun mesajından dolayı padişahın memnuniyetini ileten sadrazam tarafından gönderilen cevabi telgraf metni.

MUSTAFA KEMAL’DEN SULTAN VAHİDEDDİN’E
Allah mübarek vücudunuzu her türlü beladan korusun

“Yüce Halifelik Makamına Meclis-i Millî’yi gelerek teşrifinizden mahrum bırakan rahatsızlık bütün tebaanızla birlikte heyet-i temsiliyemizi de pek ziyade üzdü. Gerçek koruyucu olan Allah mübarek vücudunuzu yerden ve gökten gelecek her türlü beladan korusun, amin.

14 Ocak 1920

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti

Heyet-i Temsiliyesi namına

Mustafa Kemal”

(BOA, A.VRK, 843/102-2)

SARAY’DAN MUSTAFA KEMAL’E
Padişah hazretleri memnun ve hoşnut kalmıştır

“Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi’ne

Padişah hazretlerinin rahatsızlığı münasebetiyle üzüntülerinizi içeren çektiğiniz telgrafınızdan kendilerinin memnun ve hoşnut kaldığı bildirilir.

18 Ocak 1920”

(BOA, A.VRK, 843/102-4)

Mustafa Kemal’in Erzurum mebusluğu ve mazbatası

“1919 senesinde yapılan seçimlerde 3. Ordu sabık Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’nın 268 rey alarak Erzurum mebusluğuna seçildiği teftiş heyetinin hazırladığı mazbatadan anlaşıldığından Erzurum valisi, kadı, defterdar ve diğer azalar tarafından tasdik olunmuştur”.

6 Ocak 1920

Meclis-i Mebusan’ın iç tüzüğü gereği seçilen mebusların seçim belgelerinin Meclis’te oluşturulan Birinci Şube tarafından incelenmesi usulüne binaen, Erzurum Mebusu Mustafa Kemal Paşa’nın mazbata ve sair seçim evrakı ilgili kurulca incelenerek mebusluğuna engel bir durum ve şikayet olmadığı anlaşılarak Genel Kurul’a havale edildiği ve 9 Şubat 1920 tarihinde Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildiğini gösteren mazbata.

(İhsan Ezherli, TBMM ve Osmanlı Meclis-i Mebusanı, TBMM Yay. Ankara 1987 – TBMM Arşivi, Dosya No: 662, Mustafa Kemal Paşa’nın Osmanlı Meclis-i Mebusanı özlük dosyasından)

M. KEMAL İÇİN YAZILAN SAĞLIK RAPORU
Böbrek iltihabı nedeniyle yolculuğa müsait değildir

Erzurum Mebusu Mustafa Kemal Paşa’nın, sol böbreğindeki havuzcuk (pelvis) iltihabı sebebiyle tedavi edilmekte olduğundan, yolculuk yapmasının uygun olmadığını bildiren Doktor İbrahim Şahap tarafından yazılan sağlık raporu: 15 Şubat 1920

Hastalığım yüzünden hareketime imkan yoktur

Mustafa Kemal Paşa’nın kendi elyazısı ile yazdığı 17 Şubat 1920 tarihli dilekçesi.

“Meclis-i Mebusan Riyaset-i Celilesine

Hastalığıma mebni, bugünlerde hareketime imkan yoktur. Mezun addedilmekliğimi istirham eylerim. Heyet-i Umumiye’ce mezuniyeti kabul olunur.

Erzurum Mebusu

Mustafa Kemal”

23 Şubat 1920

(İhsan Ezherli, TBMM ve Osmanlı Meclis-i Mebusanı, TBMM Yay. Ankara 1987 – TBMM Arşivi, Dosya No: 662, Mustafa Kemal Paşa’nın Osmanlı Meclis-i Mebusanı özlük dosyasından)