Eski yazıyı söküp, mezartaşı, kitabe okunabileceğini sanmak saflığın dik alasıdır. Farklı dönemlerde, farklı üslup ve formatlarda yazılan bu metinleri doğru okuyabilmek, Osmanlı dünyasına dair ciddi bir genel kültür bilgisi gerektirir.

NECDET İŞLİ

Osmanlı mezartaşları, Selçuklulardan 1920’li senelere değin intikalen gelmiş bir inanç ve anane ürünü muhteşem eserlerdir. ‘Osmanlıca’ ise uzun imparatorluk sürecinde gittikçe tekamül etmiş ve buna paralel olarak yazım çeşitleriyle şekillenmiştir. Belli süre sonra sanatsal etkilerle, hüner gösterilme gayesiyle fevkalade güzel ve eşsiz örnekler yaratılmıştır. Lisan olarak eski Türkçe Arapçanın şemsiyesi altında Doğu dilleri etkisiyle karmaşık bir hâle gelmiş ve resmî dil tam bir kabus hâlini almıştır.

Şer’i siciller, ferman ve hüccetlerde bu husus açıkça görülür. “Osmanlıca” zor bir dildir. Bunun taşlara (kitabelere) yansıyan örneklerini okuyup anlamak daha da zordur. 1978 yazında İstanbul üstadı Turgut Kut Bey’le meşhur şarkiyat alimi rahmetli Aldülbaki Gölpınarlı’yı, Osmanlıların 10. Şeyhülislamı Sadi Sadullah Çelebi’nin mezartaşındaki kitabeyi okutmak için Eyüb Sultan Türbesi arkasındaki mezarına götürmüş idik. Üstad Gölpınarlı yarım saatten fazla kitabeyle meşgul olmuş, notlar almış, fotoğraflar çekilmiş ve orada kitabe çözümlenememişti. İki-üç gün sonra kitabeyi okuyup yazıyla yollamıştı. Ciddi bir ilmî yayında İstanbul’da bir mahalle adı olan Alembey, İlimbey olarak, “bul” kelimesi “bol” olarak yayınlanmıştı. Tapu kayıtlarında Yusuf Rıza Vakfı, Yusuf Ziya olarak yazıldığı için mütevellisi zorluklarla boğuşmuştu. Normal yazılarda yapılan bu hatalar gözönüne alınırsa, kitabelerdeki vaziyeti varın siz düşünün.

Eski yazılı mezartaşı okumak, öyle hemen olacak bir iş değildir. Nitekim 17. yüzyıldan itibaren, okuyamayanlarca da anlaşılsın diye, Avrupa sanatının da tesiriyle de, mezartaşları insanı sembolize eder tarzda imal edilmiştir. Serpuşların mevkii ve sınıf gösterir taş boylarının, çocuk veya yaşa bağlı boy nisbetlerinin, bu zamandan itibaren uygulandığı görülür.

Hattat ve bakkal Arif Efendi Edirnekapı Mezarlığı’nda hattat bakkal Filibeli Arif Efendi’nin “Osmanlıca-Arapça karışımı” taşı: “Külli men Aleyhâ Fân / Allahü subhanehû ve teâlâ, meşâhir-i hattatinden Filibevî el-Hac Arif Efendi kuluna rahmet ve mağfiret eyleye. el-Fatihâ / 2 Remazan 1327 yevm-i Cuma [17 Eylül 1909]/ Ketebehû Mustafa Rakım ibnülmerhum ve tilmizihi.

Tarihî mezartaşlarının kıymetini, verdiği dönem bilgilerini, antropolojisini idrak edip, bunları gelecek nesillere aktarmak istiyorsak, yapılacak ilk şey suni-siyasi tartışmalar yerine, öncelikle mezartaşlarının görülmesini engelleyen duvarları kaldırmaktır. Mezartaşlarının önce görülmesi ve sonrasında Fatiha okunması esastır. Görülmeyen taşın altında yatan müteveffa için Fatiha okunmaz.

Karacaahmet başta olmak üzere tüm mezarlıkları kapatan çirkin yüksek duvarların kaldırılarak mezartaşlarının görünüme açılması, onlarla olan kültürel-tarihî bağlarımızı yeniden tesis etmek için gereklidir. Bunları okuma işi ise uzun soluklu bir eğitim ve kültür gerektirir. Bugün gerek siyasi gerekse akademik çevrelerdeki kültür seviyesi, son Osmanlı dönemiyle bile kıyaslanamayack ölçüde düşüktür.