Çinggis Han öz kardeşi Hasar’ı yakalar ve onu bağlayıp sorguya çekmeye hazırlanır. Anneleri yetişir ve iki memesini çıkarıp dizlerinin üzerine yayarak şunları söyler: “Görüyor musunuz? Bunları siz emdiniz; atalar sözünün dediği gibi siz ana rahmini ısıran ve kendi meşimenizi [plasenta] koparan adamlarsınız! Hasar ne yaptı ki?.. Düşmanları yendi diye mi onu kıskanıyorsun?” Çinggis çok korktuğunu ve utandığını söyler.

Kültürümüzde erkek kahramanlara çok değer verir hatta onları yüceltiriz. Onları oldukları gibi değil de hayal ettiğimiz gibi görmek isteriz. Öte yandan anne kutsaldır. Kahramanın annesi olmak özel bir ayrıcalık, dokunulmazlık getirir ve kahramanların anneleri de benzer şekilde yüceltilir. Tarihimizde bir kahramanın annesini azarladığını görmek sanırım imkansızdır. Anne, kutsal olduğu kadar idealdir ve o da oğlunu azarlamaz.

Ancak Moğol kültüründe durum bu değildir. Bugün hâlâ Moğol kültürünün her vesile ile gururla andığı Çinggis Han da bu bakışaçısından nasibini almıştır. Moğolların Gizli Tarihi adlı destansı anlatımda bu duruma birkaç kere şahit oluruz.

Daha küçükken, Temücin ve kardeşi Hasar, ayrı anneden olan diğer iki kardeşlerinden birini “elimizden balığımızı zorla aldı” diye annelerine şikayet ederler; o da “Bırakın şu işi! Kardeş olduğunuz halde niçin birbirinize böyle yapıyorsunuz?” der. Ancak onlar durmaz ve Bekter isimli üvey ağabeylerini öldürürler. Eve geldikleri zaman anneleri çocukların çehrelerinden olan biteni anlayarak şöyle der:

“Katiller!.. Kayalar üstünde sıçrayan kaplan gibi, hiddetini basamayan arslan gibi, kendi gölgesine saldıran şahin gibi, yavrusunu takip edemeyince yavrusunu yiyen anggir ördeği gibi, körü körüne saldıran barus gibi öldürdünüz! Gölgemizden başka arkadaşımız yokken, hayvan kuyruğundan başka kamçımız yokken, gördüğünüz hakarete tahammül edemeyerek intikamı kimin yardımı ile alalım diye düşünmek lazım gelirken böyle hareket ettiniz”. Anneleri böyle söyledi ve geçmişten kalan atasözlerini tekrarlayarak, eskilerin sözlerini zikrederek onları çok azarladı” (A. Temir 1948, § 76-78).

Daha sonraki yıllarda Çinggis Han ile öz kardeşi Hasar’ın arasını açma ve onları birbirine düşürme planları başarılı olur ve Çinggis Han, Hasar’ı yakalamak ve cezalandırmak için yola çıkar. Anlatı şöyledir:

“… Annesi bunu duyar duymaz, aynı gece kara arabaya ak deveyi koşarak peşlerinden hareket etti ve bütün gece giderek güneş doğarken Temücin’e yetişti. Tam o esnada Çinggis-hahan Hasar’ın kollarını bağlatıp, şapkasını ve kemerini çıkartarak sorguya çekmeye hazırlanıyordu. Çinggis-hahan annesinin geldiğini görünce korkusundan titredi. Anaları büyük bir hiddetle arabadan indi, Hasar’ın kollarını çözdürdü ve şapkası ve kemerini tekrar eline verdirdi. Çok kızmış olan anaları hiddetini bastıramayarak yere oturdu, iki memesini çıkarıp dizlerinin üzerine yayarak şunları söyledi: ‘Görüyor musunuz? Bunları siz emdiniz; atalar sözünün dediği gibi siz ana rahmini ısıran ve kendimeşimenizi [plasenta] koparan adamlarsınız! Hasar ne yaptı ki? Haçi’un ve Otçigin bunun bir tanesini bile boşaltamıyorlardı. Halbuki Hasar her iki mememi emerek boşaltmak suretiyle beni teskin ederdi, benim göğsümü açar ve genişletirdi. Bundan dolayı Temücin akıl bakımından ve Hasar’ım da vücutça kuvvetli oldular… Şimdi Hasar’ı düşmanları yendi diye mi kıskanıyorsun?’ Nihayet Çinggis-hahan annesini teskin etmek için ‘anne seni kızdırdığımdan dolayı çok korktum ve utanıyorum. Şimdi bu işi bırakıp dönelim’ dedi ve bunun üzerine geri döndüler. Fakat Temücin annesine bildirmeden Hasar’ın adamlarını geri aldı ve onun için ancak bin dört yüz adam bıraktı. Annesi bunu öğrendiği zaman çok kederlendi ve bu hadiseler onu yıprattı (A. Temir 1948,  § 244).

Burada sadece “kahraman” oğlunu azarlayan bir anne görmüyoruz; herkesin korktuğu Çinggis  Han’ı annesinin karşısında korkudan titreyen bir oğul olarak görüyoruz. Ama bu oğul artık güçlüdür ve annesinin görmediği yerde hinlik yapmaktan çekinmez. Kısacası karşımızda yüceltilmiş bir kahraman değil de bütün yönleri ile bir insan vardır. Moğol tarih yazımında bir insan olarak görülebilen Çinggis, 14. yüzyıl İlhanlı tarihçisi Reşideddin’in eserinde ise bütün kusurlarından arınmış, hükümdar olmaya layık bir kahraman olarak karşımıza çıkar. Hatta Moğolların Gizli Tarihi’nden yenilgiye uğradığını bildiğimiz Balcuna’nın balçıklı sularında (#tarih, sayı: 53) sanki galip gelmiş gibi gösterilir.

Aradaki fark, bakışaçısıdır. Harem-selamın bulunduğu yerleşik kültürün bir özelliği olarak “görülen olmak ve görünmek” arasındaki fark, çadırın içi kadar dışının da evden sayıldığı göçebe kültürde “olduğun gibi görünmek” şeklinde kendini gösterir. O zaman kahramanlar da anneleri de üstün vasıflı varlıklar değil insan olarak karşımıza çıkar.