İşgal altında bulunan İstanbul’daki hükümet, İtilaf Devletleri’nin de Padişah Vahdettin’e baskı yapması sonucu değişmiş, “Damat” Ferit yollanmış ve yerine Ahmet Tevfik Paşa getirilmişti. Yeni hükümet ve Mustafa Kemal liderliğindeki BMM üyeleri Bilecik’te 4-5 Aralık 1920’de biraraya gelecek, somut bir gelişme sağlanamayacak; İstanbul heyeti sonraki üç ay Ankara’da “misafir” edilecekti.

Büyük Millet Meclisi (BMM) Hükümeti’nin durumu, 1920 sonbaharına gelindiğinde iyice sağlamlaşmıştı. Bolşevik yönetiminden para ve silah yardımı alınmaya başlamış ve Anadolu’da çıkan isyanlar büyük oranda bastırılmıştı. BMM’nin meşruluk sorunu da kalmamış, Eylül başında çıkarttığı Toplantı Yeter Sayısı Kanunu’yla artık yeni üye almak istemediğini duyurarak kendinden ne kadar emin olduğunu göstermişti. Ekim ayı sonunda ise Ermenistan ile girişilen savaş başarıyla sonuçlanacak ve Kars yöresi Ankara yönetiminin eline geçecekti. Bu durumda Sèvres Antlaşması’nın uygulamaya konması fiilen imkansız görünüyordu.

Misâk-ı Millî’ye hiç kulak asmamış ve İstanbul’u işgal ederek son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nı çalışamaz hale getirmiş olan İtilâf Devletleri, böylece politika değiştirmek zorunda kaldılar. Sèvres Antlaşması’nın içeriği gözden geçirilecek ve Türkiye lehinde bir dizi değişikliğe gidilecekti. Ancak bu, sözü başkent sınırlarının dışında geçmeyen ve Sèvres Antlaşması’nı imzaladığı için BMM tarafından vatan haini ilan edilen “Damat” Ferit Paşa Hükümeti’yle oturup konuşmakla halledilebilecek bir iş değildi. Bütün Türkiye’nin görüşmelerde temsil edilmesi, bunun için de İstanbul’la Ankara’nın aralarının bulunması gerekiyordu.

Ankara’yla yakınlaşma sağlamak için İstanbul’da bir hükümet değişikliğine ihtiyaç olduğu fikrini daha Eylül ayında ortaya atmış olan İtilâf Devletleri Komiserleri, hemen ay sonunda Sultan 6. Mehmet Vahdettin’den “Damat” Ferit Paşa’ya yol verip yerine Ahmet Tevfik Paşa’yı sadrazamlığa atamasını resmen istediler. Ankara’dakilerden nefret eden Padişah önce “Damat” Ferit Paşa’dan vazgeçme fikrini benimsemedi; hattâ ısrar edilmesi halinde tahttan ayrılma tehdidinde bulundu. Ancak, barış antlaşmasının başka türlü yürürlüğe giremeyeceği konusunda ikna olmuş ve iki-üç hafta kadar süren bir çekişme sonunda “Damat” Ferit Paşa, 16 Ekim 1920’de istifa etmiştir.

“Damat” Ferit Paşa’nın istifasıyla 20 Ekim 1920’de işbaşına gelen Ahmet Tevfik Paşa.

20 Ekim’de işbaşına gelen Ahmet Tevfik (Okday) Paşa Kabinesi, bir yanda İtilâf Devletleri’yle görüşmelere hazırlanırken diğer yanda da Ankara Hükümeti’yle bir anlaşma zemini bulmaya çalıştı. İlk iş olarak Ankara yanlısı oldukları için bir önceki hükümet döneminde hapis cezasına çarptırılmış olanlar affedildi. Daha sonra, kimliği o sıralarda gizli tutulmaya çalışılmış bir memur, iki hükümetin nasıl ve hangi koşullarda ilişkiye geçebileceğini araştırmak üzere Ankara’ya gönderildi. Bu kişi daha önce Mustafa Kemal Paşa’nın da maiyetinde bulunmuş olan Kurmay Yüzbaşı Neşet (Bora) Bey’dir. Neşet Bey, Saray’da görevliydi ve Ankara’nın Saray’daki istihbarat adamıydı. Kendisini gönderen ise, Ankara’nın daha önce hazırlanmakta olan görüşmelerde mutlaka bulunmasını istediği, İçişleri Bakanı Ahmet İzzet (Furgaç) Paşa’dır.

Mustafa Kemal Paşa ise bu gelişmelerden hiç memnun olmamıştı. Zira aklındaki devrim planının uygulamaya konabilmesi için barışın bu kadar çabuk elde edilmemesi gerekiyordu. Barış yapılması halinde, Ankara’daki iktidar odağının varoluş nedeni ortadan kalkacaktı. Bu yüzden İstanbul’da “Damat” Ferit Paşa gibilerin iktidarda olması daha uygundu ve bunu Aralık ayındaki görüşmeler sırasında açıkça söyleyecekti. Ancak Ankara da dahil olmak üzere her yana egemen olan iyimserlik havasının aleyhinde bulunmak istemedi. Ayrıca, 1921’in Ocak ayında çıkacak olan Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu’na ilişkin görüşmeler de BMM’de başlamıştı. Dolayısıyla zaman kazanmaya ihtiyacı vardı. Sonuç olarak Neşet Bey’e İstanbul Hükümeti’nin Anadolu’ya göndereceği bir heyetle Bilecik’te Aralık ayı başında buluşulabileceği ve bu heyette mutlaka Ahmet İzzet Paşa ile eski sadrazamlardan ve o günlerde Bahriye Nazırı olan Salih Hulusi (Kezrak) Paşa’nın bulunması gerektiği söylendi.

3 Aralık 1920 İstanbul’da yayımlanan İleri gazetesinin 3 Aralık 1920 tarihli nüshasında, ilk sayfadaki haber: “İzzet Paşa’nın riyâseti altında bugün Anadolu’ya heyet-i mahsûsa gidiyor”.

Öte yandan, İstanbul’daki yeni hükümet Ankara’yla görüşme hazırlıklarına başladığında, Türkiye’nin geleceği konusunda olumlu sonuçlar doğurabilecek bir dizi olay da yaşandı. Yunanistan Kralı Aleksandros, 25 Ekim’de öldü. Bunun üzerine, İtilâf Devletleri’nin Almanya sempatileri nedeniyle 1917’de tahttan inmeye zorladıkları ve Başbakan Elefterios Venizelos’un baş düşmanı olan eski kral Konstantinos’un sürgünden dönüp tahta geçmesi sözkonusu oldu. Henüz kısa bir süre önce Sèvres Antlaşması’nın mimarlarından olması nedeniyle ulusal kahraman ilân edilmiş olan Venizelos, sekiz yıldır savaş halinde yaşayan Hellen seçmenlerince 14 Kasım’da ağır bir yenilgiye uğratıldı ve ülkesini terketti. 6 Aralık’ta yapılan halkoylamasıyla Kral Konstantinos tahta geçecek ve İtilâf Devletleri’nin Yunanistan’a karşı daha mesafeli davranacakları bir dönem başlayacaktı.

İzzet Paşa’nın başkanlığındaki heyet 3 Aralık sabahı İstanbul’dan ayrıldı ve ertesi günü Bilecik’e vardı. Heyette Salih Paşa, en eski İttihatçılardan olmakla birlikte daha sonra İttihat ve Terakki’den uzaklaşmış ve o günlerde Ticaret ve Ziraat Nazırı olan Hüseyin Kâzım Kadri Bey, Bern Büyükelçisi Cevat Bey, Bâb-ı Âlî hukuk müşavirlerinden Münir (Ertegün) Bey, Darü’l-fünûn müderrislerinden olup o sıralarda Kandilli Rasathanesi’nin müdürlüğünü yürüten, eski İttihatçı Fatin (Gökmen) Efendi de bulunuyordu. İçinde iki eski sadrazamın bulunduğu bu heyetin diğer üyeleri seçilirken, bunların tarafsız olarak tanınmış yani Hürriyet ve İtilâf çevrelerine hiç katılmamış ve Ankara’dakilerin güven duyacağı kişiler olmalarına dikkat edilmişti.

5 Aralık’ta Bilecik’e gelen Ankara heyeti ise BMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Hariciye Vekili Bekir Sami (Kunduh) Bey ve bir ay kadar önce Batı Cephesi Komutanlığı’na atanmış olan Albay İsmet (İnönü) Bey’den oluşuyordu. Daha ilk buluşmadan itibaren bütün iş neredeyse komik denecek bir görünüme büründü; zira Ankara Hükümeti İstanbul’da bir hükümetin varlığını kabul etmiyordu. Dolayısıyla herhangi bir resmî görüşme de olmadı. Öte yandan İzzet Paşa’nın anılarında da kabul ettiği gibi, başkanı olduğu heyetin herhangi bir somut programı veya önerisi yoktu. İstanbul Hükümeti gerçekten acınacak haldeydi; zira Ankara’nın varlığından kurtulabilmek için barış gerekiyordu ama barışı sağlayacak tek askerî güç Ankara’nın elindeydi.

Heyetin başı Bilecik görüşmeleri için 3 Aralık 1920’de İstanbul’dan çıkan heyete başkanlık eden, dönemin İçişleri Bakanı Ahmet İzzet (Furgaç) Paşa.

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul heyetinin bu zaafını iyi kullandı. Ertesi gün heyeti Ankara’ya götürüp orada rehine olarak tuttu. Heyet üyeleri şehirde serbestçe dolaşıp istedikleri kimselerle görüşebilecek ama İstanbul’a dönmeleri engellenecekti. Kendilerine Ankara’daki harekete katılmaları da teklif edildi; ancak bunu bir tek Münir Bey kabul etti.

Bu arada, biraz Ankara’nın, özellikle de ordunun moralini yükseltmek için, biraz da ortalığı karıştırıp İstanbul Hükümeti’ni zor durumda bırakmak için asılsız bir haber yayıldı. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu Ajansı’ndan İstanbul’dan gelen heyet üyelerinin BMM Hükümeti’nin tarafına geçtiklerini açıklayan bir tebliğ yayımlamasını istedi. Tebliğ Hakimiyet-i Milliyye ve Anadolu’da Yeni Gün gibi Ankara gazetelerinde yayımlandı, ama İstanbul’da herhangi bir karışıklık çıkmadı. Anlaşılan Tevfik Paşa Hükümeti tebliğe inanmamıştı.

Sonuç olarak İzzet Paşa heyeti herhangi bir başarı elde edememiş oldu ve Ankara’da üç ay kadar tutuldu. Rehine kaldıkları bu üç ay boyunca ise çok önemli bir dizi olay daha yaşandı. BMM bir yanda “Çerkes” Ethem Bey’in çıkardığı krizi halledip askerî örgütlenmesini tamamladı, diğer yanda da İnönü’de Yunan ordusunun ilerlemesini durdurdu.

Mustafa Kemal’in 1920’de Eskişehir Garı’nda kalabalık bir heyetle çekilmiş fotoğrafında bize göre hemen sağında Çerkes Ethem görülüyor.

BMM’nin yapılanması açısından çok önemli bir de hukuksal gelişme oldu ve 20 Ocak 1921’de Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu çıkarıldı.

BMM’nin konumunu daha da sağlamlaştıran bu gelişmeler, İtilâf Devletleri’nin gayriresmî bir biçimde olsa da Ankara Hükümeti ile görüşmeyi kabul etmesi ve Ankara temsilcilerinin de Londra’daki barış görüşmelerine katılması sonucunu doğurdu.

1920’nin sonlarına kadar İtilâf Devletleri diplomatlarının haydut güruhu gibi gördükleri BMM, artık meşru ve sözü dinlenmesi gereken bir muhatap özelliği kazanmıştı.